Son yazılar

29 Aralık 2014 Pazartesi

Muhteşem Görsel Efektli Filmler: Part 1



Çoğumuz dizi ya da film izlerken görsel efektlerin etkisine, büyüsüne kapılırız.Hatta sinemada, televizyonda izlemiş olmamıza rağmen bir kez daha izlemek için filmi arşivimize alırız.



Belki ön yargı belki de kişisel görüş; efekt dediğim an; aklıma yönetmen Michael Bay geliyor. Öyle bütünleşmiş ki Transformers'la. Sanki başka yüksek bütçeli filmi yok. İşin ilginci; cidden iyi iş çıkarıyor. 98 yapımı  Armageddon'a bak; bağ kuracaksın diğer filmlerle.Adam nasıl yapıyor bilmiyorum ama imzasını bırakıyor bir şekilde.

Transformers serisi benim için en iyi görsel efektli filmlerden.Robotları daha doğrusu başka gezegenden gelen metalik yaşam formları ancak bu kadar güzel tasvir edilirdi.


Bir arkadaşımda bu robotlardan koleksiyonu vardı. Çok feci kıskanıyordum; utanmadan kıskandığımı da itiraf ettim.(: Hayır; sadece o kadar güzelliğin içinden; Bumblebee'yi istediğimi hatırlıyorum; vermememişti.Nasıl dert olduysa içime ahahh :D Git alsana.

Bir ufak not: Bumblebee orjinal seri de: Volkswagen Beetle'a [Tosbağa arabalar yani]dönüşüyordu. Fakat Bay'in serisinde; Chevrolet Camaro'ya dönüştü.Arkadaşımdaki oyuncakta Camaro'ydu arkadaşlar. Yaa kıskanıyorsunuz itiraf edin, ben yazarken kendimden geçtim çünkü. :D



Transformersların araba sahnelerini hep merak ederdim; meğersem; içlerinde dublör sürücüler varmış; baştan ayağa siyah giyinmişler ve hata yapmamak adına araba camları da siyah seçilmiş. Ben bilgisayarda hız yapıyorlar falan sanıyordum ama bayağı aktif kameralarla çekilmiş o sahneler.


Filmdeki yangın, patlama sahnelerini hatırlıyor musunuz? O sahneler aslında hepsi bilgisayar. CGI; Computer generated imagery; bilgisayarda oluşturulmuş görüntü.Bunu ilk kullanan kişi de; James Cameron; Terminatör, Avatar vs desem hemen tanırsınız. Cameron yaratıklarını yaratırken; bu efekti kullanmış. Bu sayede alınan oscar'ı bile var.Ama artık CGI fazla kullanılmıyor. Yani bence. Maliyet düşürücü bir yöntem fakat, gerçek bir patlamanın yerini hiçbir şey tutmaz bence.

Görsel efekt dedim ya; çenem düşmüş bik bik bir sürü şey yazmışım. Ama 2.görsel efektli filmi de yazma zamanı: alkışları bir alayım: aradan fısıldaşmalar duyuyorum " 'Matrix' kesin ya!" diye. Ama değil benim sıralamam da yok.



Christopher Nolan’dan zekamızı zorlayan film; "Inception:" Başlangıç.

İtiraf ediyorum; bu filmi anlamayacağım diye çok korkmuştum.Bir de hastaydım; yatakta ölü gibi yatıyorum ve filmi izledim. Hafızamdan silinmez o yüzden bu film.


Rüya denilen geçici ölümde akılları zorlayan senaryosu ve efektleriyle harika bir filmdi. Özellikle gerçek mi değil mi diye bizleri bile şüpheye düşürdüğü zamanlar oldu.Ne yalan söyleyeyim; katmerli şehirler; ters düz olmuş evler beni çok heyecanlandırdı.Düşünsenize; rüyanızda gördüğünüz, abuk sabuk ne varsa; filmde de vardı.Şahsen; ben rüyalarımda genelde çok uzun keskin merdivenler görürüm.Çok dahice bunu filme resmetmek.



Yavaş çekim patlamalar bile mükemmel ötesiydi.Leo'cum başroldeydi. Bu film ona Oscar'ı getirmedi ya, yuh olsun diyorum.Nolan'ın bu filmi 3D değildi. Şirket yapalım dediği halde reddetmiş. Zaten izlerken 3D havası vardı; binalar katlanınca; hafif bir baş dönmen oluyor yani :D 3D olsaydı bile hiçbir şey değişmezdi.


Kar sahnelerini çekerken; doğal rüzgar olmadığından; kendi rüzgarlarını kendileri yapmışlar :D Tüm bunlara rağmen; bu filmde; CGI kullanılmamış neredeyse. 500 tane görsel efekt çekimi olmasına karşın hem de.Herşey dijital ortamda hazırlanmış.(VFX yani) Peki bu ne oluyor gardaş? Şöyle; bir ekran ve de kablolar var oyuncuya bağlı. İstenilen efekt ona aktarılıyor ekrandan. Hatta bazende yeşil arka plan söz konusu.. yeşil perde desem siz durumu daha iyi anlayacaksınız.

Matrix nasıl çekildi? desek; o zamanın şartlarıyla en basitini gösterdim size; tabisi.Yıl 1999 o zaman sadece olay yeşil perde :D


Gibi, gibi....

Bu yazıcığımında sonuna geldim; bir dahaki yazıcıklarda, daha doğrusu PART 2'de buluşmak üzere;sağlıcakla kalın efenim. 

Bol bol yorum bırakmayı unutmayın emi (:


26 Kasım 2014 Çarşamba

Hoopp: Sana diyorum; Gelinim Sen Anla?

Bu yazıyı neden yazıyorum; aslında bilmiyorum. Ama asıl güzel olanda bu değil mi? Bir amacımın olmaması.Sınavdı vs. bu tarz şeyleri atlatınca elim bir şeyler yazmaya gidiyor her seferinde.

Bazen ne olacağını kestiremiyorsun.Nota bilmeyen biri için piyanodaki tuşlar kadar gereksiz geliyor hayat. Bunu neden dedim? Bunu nasıl söyledim? Burada ne işim var? Yaşlılığın belirtisi bu cümleler sizi asıl sona hazırlıyor.

İki facebook hesabı olan ben, hayranlık için açtığım hesapta, anasayfamda bazen hayattan bıkmış mesajlar görüyorum.Çoğu bir diğerine kapak yapma adı altında aşıklar gibi atışıyorlar :D



Hayran savaşları kadar saçma bir şey yok şu dünya da eminim. Ben SM adlı şirketi günahım kadar sevmem.Ama seven birini de kendime düşman seçmem. Bazen hiç ummadığınız insanlar, etrafınızdaki şüphe etmeyeceğinizi düşündüğünüz insanlardan kat kat iyi çıkabilirler.

Aslında aynı mesajı, düşünceler içinde diyebiliriz. Hepimizin siyasi düşünceleri farklıdır. Peki soruyorum; insanı insan kılan siyasi düşünceleri mi? Ben köpekleri çok seviyorum, farklı siyasi düşünceye sahip arkadaşımda seviyor. Aynı köpeği sevme lüksümüz olamaz mı?

Seçimler zamanlarıında, çok üzülürdüm ben. Çünkü "şu adamı tutan beni arkadaşlıktan çıkarsın?" "Bu partiden biri beni eklemesin?" tarzında mesajlar görüyordum. Böyle düşünüyor olsaydım, Korelileri asla sevmezdim. Aşırı ırkçı bir milleti nasıl seveyim yani asdfg. Ya da ne bileyim; ben müslümanım, müslüman olmayan kimseyi sevemem demek bu. Düşünün, böyle biri olsam, Jensen gibi koyu bir hristiyanı nasıl sevebilirdim. Ama mesele diyorum ya din değil. Kişilik meselesi.  O adam, adam gibi adamdır. Çevremizde gördüğümüz, bazı müslümanım deyip gezenlerden bile kat kat iyi denilebilecek kadar iyi hemde.



Sözü daha da uzatmadan; arkadaşlık denilen olayı siyasi düşünceler, onun fanı, bunun fanı olmanız belirlemez. Arkadaşlık; bu ikisinden farklı olarak birbirinizle iyi anlaşıp anlaşamamanızdan kaynaklı bir olaydır.

Fan savaşlarına gelecek olursam, Exo denilen grubu da çok sevmem ben. Birincisi bana yetenekli hiç mi hiç görünmüyorlar, haa aralarında var elbet yetenekli olanları.Ama şunu bir kabul edelim sırf kızlar için görüntüleri ayrı bir çekim sebebi. Bunu cesaret edipte, anlatmamın sebebi, benim Exo sever kızçeleri seviyor oluşumdur. Tamam fandomun ağzı bozuk biraz ki fandoma pek yanaşmıyorum bu yüzden. Ama aralarında çok aklı başında kızçeler de var. EXO  sever kızlar bana ateş püskürecek eminim ama en etkili örnek bu olacak eminim. Ama EXO sevmemem, Justin Bieber sevmemem gibi bir şey. :D

Ben yeteneğe çok fazla takık olduğumdan YG denilen şirkete biraz daha eğimliyim, nasıl derler bir YGstanım sanırım :D YG'nin her sanatçısını dinlerim. Çünkü başganları yeteneğe çok önem veriyor, ayrıca güzellik denilen ikileme pek fazla takılmıyor. Ama YG'de çok mu masum, hayır değil. Savunmam bile bu konuyu.


Çok iyi hatırlıyorum bununla ilgili bir kavga vardı; saçmalayan bir kızçe şöyle bir şey söyledi;

"SM'de güzelliğe pek önem veren biri değil, öyle olsaydı SUJU'da Eunhyuk, shindong olur muydu?"

Hayır, SMstan olmasını geçtim, abi sen nasıl bir insana çirkin dersin. İşin komik tarafı, o bahsettiği iki insanda bence çok yakışıklı. Shindong'a biraz şişmanca olduğu için böyle diyorsa, ey kızçe hayatın boyunca aynı kiloda olacağını mı sanıyorsun?



Eunhyuk ayrı mesele o yavrum da pek bir tatlıdır. Bildiğin bir dilim turta, otur ye. Hayır sen öyle görüyorsun diye. Ortaya çıkıp böyle söylemek.Güzellik göreceli bir durum. Senin çok sevdiklerini ben yakışıklı bulmuyorum belki.



Bir zamanlar CN'in Jungshin'ine çirkin diyen bir ton insan vardı. Yahu o çocuğun şimdi milyonlarca fanı var, çok yakışıklı bir delikanlı oluverdi. Yani düşünün ergenlik zamanlarına denk geldiğiniz birini böyle kolayca yıpratmak kolay olmasa gerek. Şimdi çok Shin aşkııım diye dolanan kızları takmıyorum açıkçası. Tamam birkaç arkadaşım var, onları dövesim var :D



Bir konu daha var, bak oraya da girmezsem gözlerim açık gider. :) Netizenbuzz sayfasını çoğunuz biliyorsunuz, işte yorum yapanlar yani netizenleri eleştiriyoruz genelde.

Adını hatırlamadığım bir sayfa; "Netizenler ve halk ayrı bir kere." falan diyene yorum yapmıştı. He canım, Netizenler uzaydan yazıyor.Abi gerçeklere gözlerinizi kapamayın. Kore güzellik denilen geçici kavrama takık bir millet. Ayrıca ırkçılar kabul edin. Netizenler bir grup ergen kabul, ama sadece ergenlerden oluşmuyor, kocaman insanlar da yorum yapıyorlar.Çok aklı başında, bir yorum beklemek doğru mu sizce?



Örnek vermem gerekirse, Seungri'yi biliyorsunuz, adam kaza yapmış, ama adam ölse tef çalacakmış cinsinden yorumlar var. Ne kadar saçmalık.Eğer insan olmanın şartını biliyorsan, o şekilde düşmanına bile yorum yapmazsın. Ama kendi içinde dinini bile seçemeyen o toplumun bu şekilde insanlıktan çıkmış yorumlar yapması gayet doğal.



SNSD grubundan atılan Jessica için tavır almış durumdalar. Hayır, zenginlik içinde yüzen bir diğer kız, kendilerini acındırıyor, ah canım vah canım diye seviliyor. Abi tezatlığa bakın. Jessica adlı kızın sevilmemesinin tek nedeni arkasında bir gücün olmamasıdır. Peki Jessica yetenekli mi? Bence değil, sevmem bile onu ben ama şu anki mesele bir insanın güçlüye karşı ayakta kalma olayı. Ama netizenler denilen grup, ihanet gibi bir saçmalıkla onu suçluyor.



Şimdide yüzündeki estetiğe laf atıyorlar, hayır daha geçende SJ'nun Zhou Mi'sine çirkin diyorlardı. Napsın çocuk çirkin yorumlarını görünce üzülecek. Ve o da her canlı Korelinin tadacağı estetik yaptırma furyasına katılacak.[Burada yazıma gıcık olan kişiler salak o bir kere çinli diyecek.] Hayır sonra da, sizin estetikli adlı iğrenç yorumlarınızı duyunca tekrar gidecek, tekrar yaptıracak. Böyle devam ediyor o furya. Bakın ve anlayın o toplumdaki güzellik takıntısını. Ben sevdiğim ünlüleri dahi, güzelliklerine göre değil, kişiliğine göre seçen biriyim.Umarım bir gün Koreliler de, öyle seçerler.

Birçok şey var konuşulacak, bazen sevmediğimizi söylediğimizde yargılanıyoruz.Ama çok doğal bu, sevmesek dahi, yargılandığımızda fikirlerimiz asla değişmez. Peki kim suçlu? Sevmediğini söyleyen kişi mi? yoksa fikrinden rahatsız olan kişi mi? Bence duruma göre değişir, yani düşünün. Bir kişiyi sevmediğimizi onun doğum gününde söylemek saygısızlıktır. Neden onca gün varken o gün söylesin ki. Peki o kişinin fikirlerini değiştirebilir miyiz? Elbette hayır. Zaten benim kızdığım nokta doğum gününde söylenmesi olur.Şey gibi, Yonghwa çok içiyor, doğum günün de gidip yazayım, sevmem seni falan diye.{Şimdi Yong biaslar çılgına döndü, seviyorum onu ben :D ahh ahh, bir bulut olsam da üzerine düşsem o derece. tamam sustum.} Bazen yaptıklarımızla, söylediklerimiz çelişir. Hayatı daha dikkatli yaşayalım gençler.Koreliler alkol tüketen bir toplum normal, bizim toplumumuzda da yokmuş gibi davranmayın.




Ne çok konuştum be.  Neyse ordan burdan şurdan çok konuştum. Sabah 5'te kalkınca çok doğal, yorumlarınızı bekliyore ben :D Okuyanlara, bana sinir olanlara çok çok teşekkür ederim, benden ne kadar nefret edersiniz Allah beni o kadar iyi yerlere getirir. Ahahah akıl işte, bir delide böyle işler.


21 Kasım 2014 Cuma

Belkilerle Yaşayan Küçük Kız

Hayat hep belkilerle başlar geçmişte, belkilerle biter gelecekte.Nasıl olduğuyla değil, sonucunun ne olduğuna bakarız. İnsanız, kusurla, kusursuzluk adı altında yama yaparız kendimize.


Bilmediğimiz bir amacımız olduğu halde, amaçsız başladığımızı, ileride elimize geçen amacımızı kendimizin şekillendirdiğini iddia ederiz.

Nankör müyüz? Bu sadece bize biçilen kaftanı küçültüp kedilere giydirdiğimiz bir kelime oyunu.

Acımasız mıyız? Bir belgeseldeki aslandan daha masum sayılmayız, ama onun geyiği yakalayıp, öldürmesini acımasızlık olduğunu söyleriz. Hayatta kalma savaşında onun yolunu aşağılık buluruz.Aynı yolun yolcusu olan bizler, kendi savaşımızda her yolun mübah olduğunu savunan biz insanlar "acımasız" olduğumuzu yalan da olsa  gerçeğe sarılı bir şekilde saklarız.

Gerçek denilen kavramı, tam olarak anlatamayız; bize gerçek nedir diye sorulduğunda, tam olarak yalan olmayan deriz. Peki yalan olmayan ne var şu dünya da? O zaman "gerçek" yok mu? 

Şüphe duyarız aslında.Kendimize bir gerçeğe sarılı yalan daha söyleriz, asla şüphe duymayacağımız insanlar var deriz. Peki var mı?



Şüphe duymayacağımız insanlar var olsaydı, güven denilen nimet dünyaya yağmur olarak inebilir miydi? En acısı herkese yağar mıydı? Daha da acısı, güvenli olacağını düşündüğünüz salıncaktan, şüphe ederseniz, bir daha sallanır mıydınız? Ya salıncağı güvenli ve şüphesiz yapan sizlerseniz, ya sizin eklediğiniz zincir onu o şekilde güvenli kılıyorsa?

Desteğinizi çektiğiniz anda, yeni bir zincir bulup, sizden daha güvenli olduysa? Bu durumda şüphesiz, şüphe sahibi olan siz misiniz? Yoksa güven denilen nimeti, bulut olup, başınıza yağdıramadınız mı?

Gökten üç elma düşseydi, üçünün de size düşmeyeceğini bilmek sizi üzer miydi? Düşüp düşmeyeceğini bilmemekte bir şüphe değil mi? Yoksa şüphenin bir işe yaramadığını bilmek sizi üzer miydi? Her yağmur yağdığında, bir sığınak aramanız, aslında güven aramanızdan kaynaklanmıyor mu? Güven aradığınızı bilmek sizi şüpheye düşürmüyor mu?

O zaman...

Şüphesiz, şüpheye sahip, güven arayan, yalanla gerçeği birbirine karıştırmış, bu acımasız dünyada, acımasızlaşarak, aslında nankörce iyi olanı bekliyoruz. 



Amacımız belli mi? Hedef belkisiz bir mutluluk. Ama unutmayın kocaman bir yalan daha vardır, bir kişiyi kendi mutluluğunuzla mutlu etmeye çalışmayın. İşte yalan geliyor; kendi mutsuzluğuna sizi kurban verir. Gerçeğe sarılı yalan ise şudur; sizi kendi mutluluğuna kurban verir; yani asla dahil etmez sizi en parlak anına.

Mutlu olun, ama başkalarını mutlu etmek adına değil, kendiniz için. 

Teşekkürler, okuduğunuz için ^_^

11 Kasım 2014 Salı

SUPERNATURAL: 200.Bölüm Partisi; Dizi Kadrosundan Notlar

200. bölüme ulaşan Supernatural'dan inciler:



Eric Kripke (Dizinin yaratıcısı/Yapımcı/ Sezon 1-5'ten Dizi sorumlusu): 

22 bölüm siparişi aldığımızda şok olmuştum, yani asla 200.bölüme kadar geleceğimizin hayalini kurmadım. Eskiden dizide, her sezon yayında kalmak için savaşırdık.Her sezon, yazarlar odasında, "Çocuklar, bu son sezon.Mola verelim." demeye başlardım.Sonunda bana "Boş laf" derlerdi. Sezonun iptal edileceğinden o kadar emindim ki.Belki, benim çılgınca hayallerimde,beşinci sezonu alacağımızı düşünmüş olabilirm ama çift sezon almak için de hala güçlü olabilmek ve ağ pazarlamada en büyüklerden biri olmalıydık. Hala bunu anlamıyorum.Bunun için gurur duyuyorum ve hala dizi beni gururlandırıyor.Benim için harika ötesi.Sera [Gamble] ve Jeremy [Carver] ile gurur duyuyorum çünkü her biri dizinin formatını alıp,sonra kendi dizilerini yaptılar.


Jared Padalecki (“Sam Winchester”)

Gerçekten tuhaf. Harika. Bu gerçekten müthiş bir durum. Hatırlayacağınız gibi, bizim eski yıllarımız sertti. WB kanalındaydık ve WB bir şekilde dağıtıldı,CW'ye geçtiler ve orada yeni bir patron vardı. Ve yeni bir kanal ve yeni farklı aktörler, aktristler yani mutfakta farklı aşcılar vardı. Biz,"lanet olsun" der gibi, bu karışıklıkta kaybolmaktan korkuyorduk.Fakat bunu geçmişte bıraktık ve "Oh, teşekkürler Tanrım" dedik fakat ilk yolcuğumuzdaki gibi yolumuzda dikenler vardı.Ve şimdi, biz her zamankinden daha güçlü hissediyoruz. Gerçekten hissediyorum.Ve insanlar şey dediğinde nefret ediyorum; "Hey bu her zamankinden daha iyi!" bu tür anlarsın ya bakışını yapıp, kaşını gözünü kaldırıp yapılan şeyler..Hakikaten Mark Sheppard, Crowley gibi, Misha, Castiel gibi, Felicia,Charlie gibi, Jensen Dean gibi ve [Gülüyor]Jared, Sam Winchester gibi hissediyor, gerçekten karakterlerini anlıyorlar ve yazarlar da öyle.Yazarlarla, aktörler ve hatta yazarlar, aktörler ve fanların arasındaki bir tür garip ortak yaşam ile oluşan ilişki,hayranlarla iyi anlaşmamız; ilk 15 dakikalık okul dansı gibi değil, artık değil.Hepimiz eğlenceli vakit geçiiryorsak, eğlencenin son kısmında,"Hey bu hepimiizn sevdiği şarkı" der gibi ilişkimiz "Hey nelerden hoşlanırsın?" "Bilmiyorum, neden hoşlanıyorsun, pekala, neden hoşlanır?" gibi değil ilişkimiz.Hepimiz bu yolculukta birlikteyiz.

www.supernaturalturkey.com


Jensen Ackles (“Dean Winchester” ve birkaç bölümün yönetmeni):

Ben hala neler oluyor bilmiyorum. Herkes "200" diye çıldırırken, ben "Öyle mi? Oh, evet, biz 200.bölüme geldik. Aman Tanrım didim, 100.bölümdeymişiz gibi hissettim." Jared ve benim hislerim böyleydi.Bir fikir ortaya sunmuyorum ama "Başarı işinle çok meşgul olduğun zaman olur.". Şey gibi hissettim, o ve ben çok yoğunduk,bölümleri tamamlamaya yöneldik, ekiple çalıştık, yazarların bize verdikleri materyalleri kullandık. İşte bu hayatımızı yapan şey.Sonra birden hepsi oluvermiş gibi, hop 209.bölümdeyiz! Aslında olan, "Ne oluyor? Pekala dinle, yoğun program nedeniyle güzelliklere zaman ayıramıyoruz çünkü 210, 211, 212. bölüm masada bekliyor, yani devam etmeliyiz. Zamanımız yok. Dizi bittiğinde hayatın güzelliklerinden zevk alıp, eğlenebiliriz.



Jeremy Carver (Yazar - 3.-5.sezonun Dizi sorumlusu -8. ve şimdiki sezonunda):

Sanırım, biz bir çeşit...Biz acemice yaptığımız en iyi bölümlerde,şimdiden 200.bölüm sonrasına bakıyoruz, ve saçmalık gibi olsa da, kazandığımızı düşünüyoruz.Çok fazla şişirdiğimizi düşünmüyorum.Bence, hepimiz gurur duyuyoruz ki, dizi sürekli güzel oluyor.


Misha Collins (“Castiel” – 4.sezon-günümüz): 

Diziye katıldığımda, 3 bölüm sonra gideceğimi düşünmüştüm ve sonra bu iş 6'ya ve daha sonra 9'a çıkınca ve bir sezon, iki sezon derken beni her defasında şaşırttı.100.bölüm partisindeyken,"Vay canına, bu kadar uzun süren bir şeyin parçası olmak, inanılmaz" diye düşünmüştüm.100.bölüm partisinde, kırmızı halıda biri bana şey demişti; "Belki 200.bölümde de seni görürüz!" Tam olarak eminim; "Herneyse, boşverin, 200.bölümü çekmeden önce de, uzun yol almış olacaktık." gibi. Öyle ya da böyle buradayız.Aslında, hiçbirimizin bunu beklediğini sanmıyorum ama burada olmaktan mutlu olduğumuzu düşünüyorum.



Supernatural'ın Uzun Süreli Yolculuğunun Sırrı ne?


Eric Kripke: Devamlılık konseptine sahip olduğundan, değişik şekillerde [evrim geçirmeyi] var olmayı destekliyordu. Bence, uzun süreli olmasının sırlarından biri bu, çünkü biz gereksiz tekrarlar içermeyen bir yapımdık. Kendini sürekli yenileyen bir dizi yaptık.Bence, CW'nin de diziyi desteklemesinin nedeni bu.Dizi ayrıca netflix'te [Online dvd kiralama sitesi] yani yeni jenerasyonda bu diziyi keşfedebilir. Dizi başladığında, 3 ya da 4 yaşında olan çocuklar, diziyi bulup izleyebilir. Bana göre harika bir şey bu. Bence diziyle bağ kurabilirler, çünkü dizi aile hakkında. Sadece bir bilimkurgu dizisi değil. Gerçekten dizi canavarlarla ve şeytanlarla veyahut meleklerle ilgili değil. Bu dizi kardeşler ve ailelerin birbirleri için savaşmaları hakkında. Bu yüzden insanlar diziyle sağlam bir bağ kurabiliyorlar. Ve hepsi Jared ve Jensen yüzünden ve sanırım, dizinin başarısının sırrı bu işte.


Mark Pellegrino (“Lucifer” – Season 5, Season 7): 

Bence sırrı aile yani çocuklar [Winchester'ları kast ediyor.] Sanırım, aralarındaki ilişkileri ve birbirlerine karşı sadakatleri ve kahramanlıkları.Böyle bir hayran kitlesine aynı yolla birçok kez nüfuz edebildiklerini düşünüyorum.



Mark Sheppard (“Crowley” – Season 5-Günümüz):

Bu diziyi göğüsleyen, Winchester hakkında oluşu sizi merak ettiriyor ya da ettirmiyor oluşu ve olayda bu zaten. Jared ve Jensen'ın sunduğu kalite ve harika yazarlar, ve harika dizi sorumluları, harika yapım, harika yönetmenler, harika insanlar, ve söylediğiniz üzere, ve herkesin dizileri hakkında söyledikleri bunlar... ama herkes 10 sezona sahip değil.Bunu kanıtlayabiliriz.Ben konuk oyuncu olarak geldim, sık sık yaptığım gibi ve o günden itibaren hoş karşılandım.Gelmiş geçmiş en sıcak, en nazik bir grup insanla çalıştım.Zaman zaman,gerçekten iyi insanlarla çalışmışlığım var ama Onlarda centilmendiler ve o kadar yıldan sonra yaptıkları iş daha da iyi olsun diye harikaydılar..


Felicia Day(“Charlie” –  7.Sezon-Günümüz):

 Bunun aktörler arasındaki kimyanın, bir kombinasyonunun sonucu olduğunu, gerçekten harika kocaman bir dünya inşa ettiklerini düşünüyorum. Bir televizyon dizisi geliştirirken, her zaman şunu derler; "200.bölümde ne?" Oldukça zor. Bu birçok dizinin iyi olmamasının ya da yayında kalmaya devam edememesinin nedeni işte budur; asla satın alınamaz.Pilot bölüme bir bakın, "sonsuza kadar burada olmak istiyorum." der gibi olursunuz.Harika olan şeyde, bu tür bir dizinin hayranlarının inanılmaz bir şekilde ilgili olması ve tutkulu olmaları.Bu dizi her şeye rağmen devam ediyor ve bir başka 10 sezonu görebiliyorum. Bu delice.

Çeviri bana aittir ^^ Lütfen Blogumdan yazı çıkarmayınız.

9 Kasım 2014 Pazar

Nostalji: Ah O Eski Diziler..

Eskileri hepimiz özleriz değil mi? Eskileri yad edince sanki hep bir yanımızı tamamlıyormuşuz gibi hissederiz. Özlem mi bunun adı tam olarak bilmiyorum ama bana çok olur. Eskiden izlediğim, gittiğim yerleri, yaptığım şeyleri çok özlerim.



Benim gibi olan bir arkadaşım daha var; arada saçmada olsa aklına bir şey gelince arar beni. Çok olmadı ben bu yazıyı yazmamdan 1 hafta önce falan beni arayıp;

"Derya be, eskiden Cuma günleriydi sanırım, ATV'de bir dizi yayınlanırdı, böyle uzun saçlı bir bayan öğretmen vardı. Başrol oğlan da çok karizmatikti hatta. Böyle deyince hatırlarsın sen şimdi? "

'Evet vardır,illa ki öyle bir dizi de, pis bana laf sokacağına adam gibi anlat.' dedim hemen.

"Tamam be, kız duldu sanırım. Hatta başrol çocuğun filmleri vardı. Aksiyon türü şeyler. Hatta başrol çocuk şimdi yaşamıyor. Öldürüldü ama adını şey edemedim." demesiyle bende şimşekler çakmıştı.


< Dizinin ismi "Benimle Evlenir misin? >

Başrol oyuncuları Deniz Uğur ve İsmail Hakkı Sunat. Bu çift Gerçek hayatta da evliydi oradan da hatırlayabilirsiniz. İsmail Hakkı, bizim çatlak Serpil'in dediği gibi çok yakışıklı adamdı.Yüksek sesle müzik dinleyen komşusunu kuru sıkı silah ile korkutması sonucu çıkan tartışmada silahla vurularak öldürülmüştü.

Dizinin ismini söyler söylemez heyecan yaptı biizmkisi. 

"İşte o dizinin şarkısını arıyorum. Geçen durduk yere söylemeye başladım. Ama bulamıyorum."

'Beni müzik için mi aradın yani? Neyim ben Youtube, spotifi mi ne o muyum?'

"Sus motorun bir soğusun, bak işte, ara yani. Bulursun sen."

Evet o güzel diziyi de aradım fakat hiçbir yerde kaydı yok. ATV dizi konusunda arşivine pek sahip çıkamayan bir kanal. Fakat aradığı müziği buldum.Çok hoş sözleri var.


"Bir baharda sen, suda balık değilsen, dalıverirsin aşka.
Mevsimler geçer,yıllar tükenir, ama hayat yenilenir.
Her şey yenilenir,aşk için geç değil."

Şarkıyı seslendiren; Oya Küçümen

Çok acı bir şeyi de eklemem lazım; şuan kpop dünyasındaki daha doğrusu dizilerdeki soundtrackler falan hikaye. Cidden bizim eski dizilerimizde harika soundtrackler var. Oya Küçümen'de OST kraliçesiydi o zamanlar.

Yine ATV'de yayınlanan Süper Baba dizisini bilenler vardır; "Bana bir masal anlat baba" adlı şarkıyı dizi için seslendirmiştir. Jeneriği hatırlayanlar varsa işte oradaydı tam Oya ablanın o içten sesi.



Bu nostalji olayı çok hoşuma gidiyor. Yıllar önce izleyipte şimdilerde bakmak hep garip duygular yaşatıyor bana.

Eskilerin bir de çok büyük bir sorunu vardı. Şimdilerde olduğu gibi dizinin yayından kaldırılacağı söylenmezdi. Bir sezon oynardı, Daha doğrusu bir kışın izlerdiniz yaz geçerdi kış gelirdi o dizi gelmezdi. Kalkmış yayından ama seyirciye demezlerdi bunu. Benim vardı öyle bir dizim, ne üzülmüştüm onun için.



"Ayrı dünyalar" diye bir diziydi. Bir annenin doğum yaptıktan sonra ikiz çocuklarını göremeden elinden alınıp, hali vakti iyi ailelere ayrı ayrı evlatlık verilen çocukların hikayesiydi. Pek bir severdik Ayşe'yi Fatma'yı. Komiktir ikizleri canlandıran çocuk tek çocuktu ve ben bunu büyüyünce anlamıştım :D Bir de jenerikte yazıyor oysa. 

Ayşe'siydi zaten başrol olan. Onu evlatlık alan babasına bitanem derdi hep. İçten içe kıskandığımızdan mıydı neydi? Ya o kadar da sevemez sanırım diye düşünürdük hep.

Bir gün sezon finali yayınlanmıştı hatırlarım,sonra yeni bölümü hiç gelmedi. Hep merak etmiştim. Acaba Ayşe ile Fatma tekrar birbirlerini bulabilecek miydi? Annleriyle tekrar üçü birlikte yaşayabilecekler miydi diye. Ayşe'nin bitanesi Ayşe'nin gerçek annnesine aşık olacak mı falan :D Bende az değilmişim yani. Neler düşünmüşüm o yaşta.

İzlemek isteyen olursa:



Başrollerden biri de; Kaan Girgin. Bu abi de hep babalı, çocuklu dizilerde yer aldı. Ama cidden baba olmak için doğmuş. 

TRT'de, "Dikkat bebek var" adlı dizide de eski eşi Ceyda Düvenci ile rol almışlardı. Severdim o diziyi de.

İzlemek için: TIK 


Ayrıca ATV için çekilen bir TV filmi vardı; "Babam olur musun?" diye. Orada da başroldü Kaan abi yine eski eşi Ceyda Düvenci ile.. Yalnız bana Eski dizileri sorun hepsi ezbere, yenilerden bir elin parmak sayısını geçecek kadar dizi ismi bilirim.Devir değişince ilgim azaldı zağar :D

Bir bakam kız nasıl bir şeymiş dersen: TIK

Benim hala izlediğim TRT'nin arada yayınladığı o mükemmel eski dizi; 7 Numara;



Bu dizi şimdiye kadar ki en iyi komediydi bence, Vahit emmüyü, Zeliha yengeyi, Haydar'ı, Rüya'yı Ayten'i, Cansu'yu,Sabiti Recep'i hiç ama hiç unutmadım.

Asıl komik olan; şiveleri ve replikleri hala dilimdedir.Şiveli konuşmayı sevdiğimden belki unutmadım.


Oyuncular tiyatro kökenli olduğundan, hep seyirciyle bir bağ kurup,öyle oynadılar. Kimi zaman hangisinin gerçek onlar olduğunu unuttum :D

Zelüha Yenge'nin evinde kiracı olarak kalan kızlar ve oğlanlara, koçlar ve pilüçler demesini hep sevimli ve sıcak bulmuştum. Ne sevilesi kadındı. Bazen söylediğim saatte eve gelmeyince annem holllywood felaket senaryosu yazar, Zeliha yenge gibi. Hemen derim Zeliha Yenge 2 :D 

Recep'le Ayten'in atışmalarına çok gülerdik; bakınız örnek:



Vizelere çalışmaya başlayan REcep herkesi İngilizce konuşuyor sanıyor :D Çok çalışınca böyle şeyler normılll :D İzle TIK

Tabii favorim Vahit emmünün deyişiyle sıyırtık :D Yani Sabit Ballıoğlu :D



Neyse çok mu konuşmuşum ben, 2013'ten kaydırmalı yazımda bitti ya, o bağa yiter :D Yarım yazılarımı toplasam buradan bizim köye yol olur sanırım. Okuduğunuz için Teşekkürler. ^^

Yorumlarınızı bekliyorum :)


7 Kasım 2014 Cuma

Eh İşte Diziler: Sıkıntıdan Patlatanlar..

Ben pek ayrıntıcı bir insan değilim fakat dizilerde filmlerde ayrıntı ararım hep.2014 dizilerine pekte o gözle bakmadım ama yine arada dayanamadığım, sıkıntıdan patlatan, beynimi yiyen diziler vardı. Tamam bu sene cidden iyi diziler vardı fakat...

İlk çöp dizim; Blade Man.


Konusuna bakıldığında, fantastik kelimesi sizi ilk çeken şey oluyor. Fakat kurgu o kadar dağınık ki, ne anlattığını, neyin neden olduğunu anlamıyorsunuz. Şimdi diyeceksiniz ki, ilk bölümlerde zaten anlatmazlar. Hayır son bölüme kadar gelipte, fantastikliğini kendi kurgusunu açıklayamayan saçma sapan dizi olarak tarihe geçmiştir.

Yorumları bir okuyun, herkes neden neden diye sorguluyor. Bir adamın sırtında bıçaklar çıkıyor, ama olay örgüsü o kadar salakça ki, o bıçaklar göz ardı ediliyor. Baskıcı aile ortamında yetişmiş, takdir edilmemiş, çocukların  nasıl sorunlarla karşılaştığını anlatıyor, peki konu nereye akıyor belli değil. Neden anlatamadı ? Asıl anlatmak istediği bıçaklar mı o bahsettiğim sorun mu? Kore kendi anti kahramanını yaratmaya çalıştı fakat başarısız oldu. Tamam, elbette bir dexter beklemiyordum onlardan, ama daha iyi anlatmalarını da bekliyordum.



İkinci husus ise başrol erkek oyuncu, ördek dudaklı yakışıklı Lee dong wook'umuz, bu rol için hiçte uygun değildi. Eski dizilerinden My girl'deki çevikliğini bulamadığım gibi kurumuş dudaklarına takılıp, o emrahımsı bakışlarıyla rolden hep uzaklaştım, [Hotel King'e bundan dolayı mı adapte olamadım yoksa ?? şimdi dayak yicem :D ]Hiçte sırtında demirden bıçaklar çıkan bir kahramanı canlandırmıyordu. {Ah, scent of woman ahh }



Kendini paralıyor ve overacting {Abartılı oyunculuk} denilen dala sık konduğundan sapanımla bir güzel vurdum onu.

Bu kadar konuşuyorum ama dizi cidden saçma. Ben dizilerde ve filmlerde ayrıntılarda yaşarım, kabul ama cidden kusurluydu bu dizi. Bir dizide yanlışlık kurguda kol geziyorsa, kusura bakmasınlar  ama o diziyi yazmasınlar. Kimseye önermiyorum, son bölüm yorumlarını da okudum kimse memnun değil. Zaten oppacı kısmın yorumlarını okumayın bile. Başrollerin sahneleri atlatacağız artıkın. Onu geçtim kız başrol daha iyiydi.. bir mimik eksikliği vardı.. o da PSH'da var.. artık es geçiyorum :D [Ohh kayamı da fırlattım.]


İkinci Çöp dizim;  Angel Eyes.

Bu dizinin en büyük handikabı, başrol genç/çocuk oyuncular, yetişkin oyunculardan daha çok beğenildi. Bir diğer olumsuz yanı ise 20 bölüm olması, abi senin dizinin konusu ne ki sen ona 20 bölüm talep ettin? Ben TV başganı olsam, senin dizine değil 16, 12 bölümü zor verirdim. Çünkü bir mini dizi olabilirdi ancak.



Dizinin konusunu size özetleyeyim mi? Kör bir kızın, bir sürü alengirli işlerle iyileşip, küçükken sevdiği oğlandan ayrılması. Sonrasını hiç ama hiç sormayın, abi yeşilçam gibi bir daha kör olmalar, nayır nolamazlar. Bir an dedim ben nereye düştüm?


Dizide BigBang'ten Seungri de var.. İzliyorum diyorum ki pandanın aksanı için dayan. Bir süre sonra izleyici tepkisi benim gibi olunca, seungri'nin sahneleri arttı biliyor musunuz? Yazık! Başrol yetişkinler de çok ama çok sevdiğim oyuncular. KEŞKE dramatize etme olaylarını pek kullanmasaydılar. Panda'm cidden komikti ama :D




Önermiyorum, ben bitirdim de, bir tadı tuzu yok, sadece aklımda müzikleri kaldı.

Bakın bu harika ostlerinden biri:


Bazende dedim ki, bu diziyi kurtaranlardan biri belki de ostleriydi.


Bir diğer Çöp dizi de; bunu yazarken çok ama çok üzülüyorum "My lovely Girl"



Bir Rain oppa dizisi diyemiyorum, çünkü Rain'im yağmır adamım popüleritesinin kurbanı oldu, yazık ettiler civanıma.

Konu çok fenalı klişe.Oyuncuları da öyle bir seviyorum ki, sıktım kendimi resmen izlemek için. Başrollerde; Krystal, Infinite L ve assolist Rain. Yaş farkı aşkını içeren bir konusu vardı. Ya da şöyle açıklayayım; "baldız baldan tatlıtuğ" adlı tiyatroyu izliyorsun :D Ama yazar kardişler öyle saçmaladı ki, herkes sorgulamaya başladı; "Neden her bölüm boş ve ilerlemiyor?" Gerçi dizi yabancı ülkelere satılmak için yapıldı ama yine sorguluyoruz NEDEN?



İlk husus: L çok gergindi, diğer dizilerinde sergilediği oyunculuk performansını burada sergileyemedi. Hep şey düşündüm; acaba, Rain etkisiyle, kendini cesaretlendiremedi mi oyunculuk performansı konusunda? Zaten Rain ile bir olamaz ama diğer dizilerinde harika bir oyunculuğu varken burada oyunculuğu hep sırıttı.Aşırı ifadeler takındı hep.

Çok güzel kız be.

İkinci husus: Başrol kızımız; Krystal. Bu yavrucağın ilk başrolüydü. Ve feci stresliydi, ve bu oyunculuğuna hep yansıdı. Rain'in yanında titredi yavrum yaprak gibi. [Gerçi ben olsam yanında, bir titrer, iki titrer, sonrası .....asdf 3:) ] O yüzden Rain'le kimse kapıl yapamadı kızımı, hep L ile yakıştırıldı. Fakat L ikinci adam makus talihini yaşıyordu :D O yüzden herkes diziden beklediği sinerjiyi alamadı.



Üçüncü husus: Rain oppaağğğ [biri beni vursun :D] romantik komedi çeksin eyvallah ama bir daha ki sefere durgun birini canlandırırken yanına daha neşeli birini ya da onunla yaşıt birini yanına koysunlar. Herkese yaş farkı gitmiyor demek ki. Ayrıca öpücük sahnesinde hey gidi rain oppağ didim, Aman tanrım didim, demek kuzuyu narince öpmekte kaderinde varmış beaa didim :D



Dördüncü husus: Bu en önemlisi; dizinin kurgu berbat ve klişe. Bir de çıldırıyorsun, Rain gibi birinin böyle basit bir senaryoda var olmasına. Bu Krsytal ve L için önemli değil ama Rain yahu.. bu adam harika işlerde yer alan biri, aksiyon vs tatmış bir insan. Sen koskoca Assain Ninja :D Sahneler bile.. diyorsun ki izleyince; "Aaa bu sahne şu dizide de vardı" Ama her sahnesi böyle olunca herkes şikayet etmeye başladı. Tek söyleceğim, eğer dizi de Rain olmasaydı, o dizinin sonu yoktu o kadar diyeyim.

Neyse efenim, izlemeyin demiyorum buna, Rain oppağğğ var çünkü aahahahah :D

Bu yazım devam edecek..Yorumlarınızı bekliyorum, bir de özellikle altını çizmek adına, antilik adına yazmadım bunları, çünkü yazdığım kişileri hep seviyorum, umarım anlayışla karşılarsınız yazdıklarımı :)

Teşekkürler ^^