Son yazılar

20 Mayıs 2019 Pazartesi

Rüzgarda Savrulan Kurumuş Yaprak...


"Bazen ne yaptığımı bilmiyorum; sorguluyorum nedensiz..Neden buradayım? Niye böyle oldu? Olayın akışına kapılıyorum. Sabahları doğan güneş kadar parlak olmak istiyorum.Sabahın yelinde savrulan bir yaprak olabiliyorum sadece...

Bir nehre doğru sürükleniyorum; düşüncesizce övgüleriyle karşılaşıyorum..Neden rahatsız ediyor anlamıyorum. Teşekkürler diyemeyecek kadar doğru bulmuyorum.Sanki dalga geçiliyormuş hissine bürünüyorum; Adil savaşmıyor nehrin  yüz kızartıcı dalgaları.."




Ne ara yazdıysam; çok fena duygusala bağlamışım. :) Şimdi ne derdim diye düşündüm.

"Sorgulamamak gerekir bazen. Sadece anı değerlendirmek gerekir. Amaçsız da sevilir; amaçsız yaşanmayacağı için ^^ Daha çok günler göreceğiz; nehirler; okyanuslar...Bazen sıradaki diyebilmeli insan. Daha görülecek çok şey var.

Herkes gibi yarım bir hikayeyi yaşıyorum ben de; ne fazla ne azı sadece yetebildiğim kadar varım." şimdi böyle derim işte :P Kim bilir ne ara öyle bir şey yazdık...

Bizler hep sevilmek istiyoruz; ama ne kadar seviyoruz? Çevremizdeki olan biteni ne kadar haberdarız? Lisedeki  öğretmenim bir hikaye anlatmıştı.

"İnsan hep sevilmek için sever. Sevmeyi öğrenmek en büyük yetenektir. Sevginin karşılıksız olmadığına inanan bir Japon abimiz; 10 yıldır oturduğu evini dekore ettirecekmiş. evindeki bir duvarı yıktırmış. Japonların evlerinin duvarları genelde; iki duvardan oluşup; arasında geniş bir boşluk bulunurmuş. Yine öyle bir boşlukta canlı ama sıkışmış bir kertenkele görmüş. Şaşırmış çünkü; 10 yıldır orada nasıl canlı kalabilmiş ki o kertenkelecik.? Uzunca süre kertenkeleye dikkatli bakmış; tam o sıralarda bir başka kertenkelenin; sıkışmış olana yemek taşıdığını görmüş. O an anlamış; sevgi hiçbir karşılık beklemeden bulduğun ve aldığın şeydir."



Allah hepimize Kertenkele'nin taşıdığı sevgiyi nasip etsin.

23 Ocak 2019 Çarşamba

Biten Projeler: Mini Tanıtımlar- Godzilla & Mushi Uta


Uzun zamandır güncel seri alamıyorum. Vardiyalı olarak çalışınca uyuşmuyor saatler. Bu yüzden kıyıda köşede kalmış serileri tamamlıyorum. Buna ek olarak bir anime movie çevirmek istemiştim. Godzilla: Kaijuu Wakusei  bunlardan biri oldu.



Aslında serinin hepsini çevirmek istiyordum, ama benden hızlı davrananlar ya da bizden hızlı davrananlar oldu. Bu yüzden film serisinin devamını çevirmeyeceğim.





Konusuna gelirsek başrol oğlancığın anası babası Godzilla denilen dinazorumsu ejderha tarafından katledilmiş. Dünyada sağ kalanlar toplanmışlar bir gemiye başka gezegenlere gitmeye hazırlanıyorlar. Bu oğlan o gezegenlerde hayatta kalmayacaklarını anlıyor, isyan çıkartıyor. Rotayı dünyaya çevirip Godzilla reisle savaşmaya geliyorlar. 


Çeviride beni en çok zorlayan şey, Yıldız savaşların temasında işlenen konuda fazla uzay terimleri bulunmasıydı. Hatta şöyle söyleyeyim, daha doğruluğu kanıtlanmamış terimler vardı. Anladınız işte. Işınlanma örneğin gerçek değil ama terimi biliyoruz di mi? Bunun gibi.  Neyse konudan sapmayalım anime filmin ana konusu bu savaşın nasıl başladığı konu ediliyor.




Şimdi Godzilla deyince aklınıza o amerikan filmleri geliyor, değil mi? Godzilla aslında bir(1954) Japon Filmi,  Amerika aslına sadık kalmadan filmi(1998'de) yeniden çekip servis edince tüm ün aç gözlü Amerikalılara kalmış. Hatta Godzilla, Japonların Hiroşima olayının bir yansımasıdır. Amerika'da olaylar New York sokaklarında geçse de, gerçek Godzilla Amerika'dır Japon abiler için. Yenilmez değildir👀

Neyse bakmak isterseniz TAÇE bölümünden izleyebilirsiniz:


İzlemek için: Godzilla İzle

İndirmek için: Godzilla indir


MUSHİ UTA



Diğer seri ise yarım kalmış ilginç bir seriydi: Adı Mushi Uta. İnsanların bedenlerini ele geçirip onların hayallerinden beslenen yaratıkları anlatıyor. Beden ele geçirme olayları ve göçebe muhabbetinden dolayı Ünlü yazar Stephenie Meyer'ın romanı ve filmi The Host aklıma geldi. Bu yüzden Host olarak betimlenmiş her şeyi göçebe diye çevirdim. Konu itibarıyla yakınlar. 




Göçebeler var ve bu hayal yiyen yaratıkların(Mushilerin) iyi, zararsız olduğunu düşünen göçebe insanlar.  Bir de bu Mushileri avlayan teşkilatımsı bir kurum var. Avcılardan biri göçebelerden birine aşık oluyor, zamanında aslında karşılaşmışlar vs. Böyle dramatik durumlar içeriyordu.






Bir de Mushilerin lideri bir kızçe var o benim favorimdi ama :) neyse. Asıl zorlandığım diğer kısım erkek karakterin yanı avcının seslendirilmesi. Bir görüntüye o kuğul ses hiç mi gitmez yarebbim :D


Favorim Leydi :)

Neyse konu güzel ama anime sorunlu bir anime. Şahsen Mushi konusunu istediğim gibi işlemedi. Açıkçası daha ayrıntılı bölümler gerekiyordu. Bu Mushiler nerden geldi nereye gidiyorlar, bi açıklama yok. Otobüslerdeki yaşlı amca teyzeler gibi amaçsızca gidip geldiler. :))




                                          Bu animenin de Açılış ve kapanışı çok hoştu...



                                                  En çok kapanış şarkısını sevdim:




                                                   Mushi Uta'yı indirmek için: TIKLLA
Mushi Uta'yı izlemek için: TIKLA



23 Kasım 2018 Cuma

Bir Deli'den İnciler 6 Yaşında....

Bir Deli'den İnciler 6 Yaşında....



Size ilk yazımı getirdim. Yıllar ne çabuk geçmiş ya. 2012'de blogger oldum. Düşüncelerimi, sevdiğim, kızdığım şeyleri yazacak bir yer bulmak çok güzeldi. 




Çekiliş yapalım, reklam verelim, güçlerimizi birleştirelim diyen çok oldu. Kimseye beni okusun diye baskı yapmam ya da gözüne sokmam. O kulvara hiç girmedim. Kendi yağımda kavrulmayı seçtim. Bana birçok teklifle gelenler ya şimdi yok ya da bloglarının ziyaretçi sayısı arşa çıkmış hatta blog yazılarından kazanıyorlar vs.

Ne çeviriden ne de yazılarımdan kazanmıyorum. Aksine yazınca mutlu olduğum için yazıyorum. Bir kişi bile dönüp yorum yaptığında iyi ya da kötü fark etmeden demek tartışılması gerekmiş diyorum. Yeni insanlarla hatta tanımadığım insanlarla bir şey hakkında konuşurken yeni bir şey de öğrenebiliyorum. Yalnız bırakmayan herkese teşekkürler ^^



Umarım bir 6 yıl daha böyle devam ederim. Beni tanıyan tanımayan bir nebze olsun bana ses veren herkese, sayfada, blogumdaki delilere canı gönülden teşekkür ederim 😍 



Sevgi ve saygıyla canlar...😊

13 Şubat 2018 Salı

Film Önerisi: Murder on the Orient Express & The Shape Of Water


İki film tanıtacağım. Oscar'da 13 dalda adaylığı olan The Shape of Water(Suyun Sesi) ve Agatha Christie başyapıtlarından Murder on the Orient Express( Doğu Ekspresinde Cinayet )filmleri.

Agatha Christie ile başlamak istiyorum. Çok büyük hayranıyım. Lise ve Üniversite hayatım boyunca kitaplarını okuyup biriktirdim. Annem kitaplığa bakıp maaşım der hep :) Neden bilmiyorum ama Tess Gerritsen'la benzer olduklarını düşünüyorum. Halbuki tam olarak aynı değillerdir.Belkide iki yazara da aşırı derecede takıntılı olduğum içindir.



Her ne kadar film tanıtmaya gelmiş olsam da ben size kitabını okumanızı tavsiye ediyorum daha çok.Zira kitaptaki karakterlerle filmdekiler arasında belirgin farklılıklar var. Ama filmde bir şey öğrendim, öğrendiğim şeye hem gülüp hem de ne saftrikmişim ben yahu diye tepki verdim. Agatha'nın dedektifi Hercule Poirot'ın soyadı "puaro" diye okunuyormuş. Ben daima peyrıt diye okuyarak Agatha'nın ruhuna işkence etmişim haberim yok :D 

Poirot, Sherlock'tan farklıdır elbet... Takıntılıdır. Tamamen psikoloji üzerine olayları çözümler.(Filmde bu şekilde göstermemişler misal) Kadınlara karşı cevapsız kalmaz Sherlock gibi.Vardır bir sevdiceği yani. Tam bir bıyıklı üstattır. Nazik bir Belçikalı'dır. Fakat yayınlandığı yıllar ve acımasızlığını düşündüğümde Poirot'ın hep ırkçı olduğunu düşünürüm. Belçika gibi bir ülkeden olup ırkçı olmamak garip olurdu zaten. Kral II. Leopold'un Kongo Katliamını çoğu kişi bilir. Köle sisteminin en yaygın olduğu ülke. Okurken tavırlarından, yazarın çekimser kalmasından dolayı hep böyle düşündüm. Neyse :) Filmdeki dedektif Hercule Poirot kitaptakiyle uyuşmuyor hem karakter hemde görüntü olarak :)



Filmin konusuna gelirsek:

" İstanbul ve Paris arasında sefer yapan bir tren içerisinde geçen konuları anlatmaktadır. 1930'lu yıllarda ulaşımın oldukça zor olduğu zamanlarda bir yerden bir yere en hızlı ulaşım aracı trendir. İnsanlar en güvenilir ulaşım aracı olarak gördükleri trende seyahat ettikleri sırada bir cinayete tanık olsalar da buna kendilerine sorumluluk almamak için ses çıkarmazlar. Öldürülen kişi Amerikalı ve oldukça zengin birisidir. Trende Belçikalı dedektif de bulunmaktadır, olay onu ilgilendirmese de tren karlara gömülüp saatlerce karlar içinde kaldığı için olayı inceleme şansı bulur ve cinayetle ilgili olayları tek tek not alacaktır. Ve şaşırtıcı sonla izleyicinin nefesini kesecektir."

Size film ile ilgili söyleyebileceğim bir noktada kitabı okumadıysanız asla katili tahmin edemeyeceksiniz...



Oyuncularla ilgili ise yıldızı parlayanlar olarak Michelle Pfeiffer ve Johnny Depp. Michelle Pfeiffer'ın duyguyu bu kadar iyi verebilmesi inanılmazdı. Açıkçası öylesine konu mankenliği tarzında oyunculuk beklemiştim ama kadın bir ödül bile alabilirmiş.



Ahh Johnny... Vah Johnny adamım çokta abartı olmayan görünüşüyle her zamanki gibi muhteşemdi.Yani Tim Burtons filmlerinden fırmalama gibi görünmüyordu. Oldukça olağan biri gibiydi.Adam her rolün altından kalkıyor.. Verin bi Oscar! 🏆🏆



Filmle ilgili bir diğer not 1930'ların Türkiye'sini az çok görebilecek olmanız diyeceğim ama diyemiyorum. 1930'larda sanki Fransız ve İngiliz sömürgesi altındaymiş gibi Bir İstanbul çizmişler. Evet doğrudur o yıllarda yabancılarla çok mücadelemiz ve sayelerinde yozlaşma yaşadık ama ekranda tasvir edildiği gibi değildi inanın.1923'ten sonra başörtü yasağı yoktu ama kurumlarda başörtülü çalışan falanda yoktu.Film İstanbul'u kısa da olsa fazlaca kendileri gibi anlatmışlar. Herkes pek bir fransavari giyinişliydi. Demem o ki... Tam bir İstanbul değildi. 



Trende geçen bir film olmasına rağmen kapana kısılmış gibi hissetmiyorsunuz... Bunun en byük nedeni ise kamera çekimleriydi. Yani Çekim ve yönetmenlik 10 puanlık. Filmin yönetmeni ayrıca Hercule Poirot'u canlandıran oyuncumuz.

İzlemek isterseniz film izleme sitelerinden izleyebilirsiniz.

İkinci filmim ise The Shape of Water... Suyun Sesi olarak çevirsek bile festivallerde Aşkın Gücü olarak lanse edilmiş. 



Fakat 13 adaylığı olmasını anlayamadığım bir filmdi. Yani izlediğim Fantastik-Romantizm türündeki filmlerden hiçbir farkı yoktu bence. Güzel ve Çirkin'in Güzel ve Balık adam versiyonu diyebiliriz mi?


Kim ne derse desin bir filmi izlettiren en büyük etkenlerden biri fragmandır. Fragmanı izleyince çok etkilenmiştim. İzlemeliyim dediğim bir filmdi.


Filmi izlerken de ilk başta çok etkileniyorsunuz sonrası ya aslında böyle bir şeyi ben izledim duygusu yaşıyorsunuz.  Komiktir zaten film senaryosu için çalıntı iddiası ortaya çıkmış. Bir oyundan senaryosunun bir filmden ise sahnelerinin çalıntı olduğu söyleniyor.



Konusu: "Soğuk Savaş yıllarında Amerikan hükümetinin gizli bir araştırma tesisinde temizlikçi olarak çalışan dilsiz Eliza Esposito (Sally Hawkins), sıradan geçen günlerinde mesaisine devam ederken, günün birinde arkadaşı Zelda ile birlikte büyük bir sırdan haberdar olur. Laboratuar koşullarında dünyada eşi olmayan bir yaratık üretilmiştir. Hem karada hem de suda yaşayabilen yaratık, zamanla Eliza'yla çok yakın bir bağ kuracaktır. Bakalım bu bağ onları nasıl etkileyecek?"


Filmin en canımı sıkan noktası ise belirgin bir çıplaklık içeriyor olması. Başrol kadın oyuncumuzun banyo sahneleri özellikle.. hem tek başına hemde deniz yaratığı ile olan banyo sahnesi.  O kısmı rahatsız ediciydi, gerek yoktu ama öyle çok ayrıntılı cinsellik sahnesi yoktu. Lan amma açık yazıyorum ha :D Anlatılmak istenen ikisinin arasındaki o müthiş aşktı. Bak işte o aşkı çok mükemmel anlattılar. Bir de sayelerinde yeni bir şey öğrendim; Zoofili, insan ve hayvan arası cinsel eylemi veya böyle eylemlere eğilim göstermeyi tanımlamak için kullanılan bir terim. Filmde bunun olduğunu iddia etmişler,  ben izlediğim için şunu diyebilirim, böyle bir şey yoktu. Zaten spoiler olmasın diye söylemiyorum ama başrol kadınımız da pek *****  biri değil aslında opps :D   Söylemedim :)

Aslında aşklarını şöyle tarif edebilirim. İkisi de aynı durumda... İkisi de sesini duyuramıyordu. Ötelenmiş bir toplumda yaşamaya mahkum edilmiş bir kadın...Bir laboratuvar'da hapis hayatı süren deniz canavarı. Deniz canavarıyla aralarında bir bağ kurulmasının nedeni tamda buydu bence.Bu açıdan çok derin bir filmdi. Tüm bu anlattıklarımla bu filmin hikayesi yerine filmin masalını dinlemeye hazır olanlar bu filmi izlesinler derim. Zira fantastik ve masalımsı bir hikaye izleyecekler.

Filmi daha ilginç kılan kısım ise 1960'ların Amerika'sını anlatıyor olması. Dansın, müziğin fırtına gibi estiği tarihler anlayacağınız. Filmde de izleri var elbet.



Masalsı ve etkileyici yapımları seviyorsanız mutlaka izlemelisiniz. Masalsı desem de çocuklar için uygun değil bence. Ama unutmayın ağır ilerleyen, etkili sahneleri var. O bahsettiğim ufak açplı çıplaklık sahnelerini 5 saniyelik ilerle tuşuyla es geçebilirisiniz. Cidden zararsız sahnelerdi.. Gereksizdi ama bence metafor yaratmak adına o sahneleri yerleştirmiş yönetmen.

Bir diğer ilginç tarafı ise Filmdeki yaratık,  Ben10 adlı çizgi dizideki deniz yaratığına çok benziyor.

Buyrun: 
Filmdeki Deniz Yaratığı
Çizgi dizideki yaratık :)

Aşkın gerçek bir formu yok diye haykıran filme şans vermek isterseniz, film izleme sitelerinden izleyebilirsiniz. Dublajlı ya da altyazılı izlemek isteyenler ise film 16 Şubat'ta vizyonda olacak!

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim ^_^



6 Aralık 2017 Çarşamba

Eminem- Walk On Water Şarkı Çevirisi ve Göndermeler

İlk defa Eminem şarkısı çeviriyorum. Yanlışlarım varsa şimdiden affola. Eminem'i dinleyenler bilir şarkılarında fazla gönderme vardır. Şarkıyı çevirdim ama  göndermeler kısmını bu şekilde bir postla açıklamak istedim. 



Özellikle Stan şarkısının göndermesine ve hikayesine çok şaşıracaksınız. Ama direkt "Stan" ile olaya balıklama atlamak yerine sırasıyla göndermeleri yorumlayacağım. Öncelikle şunu bilelim. "Walk on Water",  'bende sizin gibi bir insanım" diye haykıran Eminem'in atarlı halini anlatıyor. Bu şarkı, Beyonce ile bir düet şarkısı ama çoğu insan nedense Beyonce'un vokalini beğenmedi bir kısmı ise Tanrı ve Tanrıça düet yaptı diye yağ gibi eridi. Ben de Beyonce'un sesine pek alışamadım bu şarkıda niyeyse... Zaten Beyonce olan düeti değil Skylar ile olan düetine çeviri yaptım.

Skylar- Eminem

 Neyse sırasıyla göndermelere açıklık getirelim.


Beyonce ile düet>>

İlk önce orijinal kayıtla bu performans arasındaki fark nedir ona açıklık getirmek istiyorum. Orijinal kayıtta piyano sesi ve kağıta yazılan notlar ve kağıtların buruşturulup atılma sesleri var. Fakat Canlı performansta elbette bu yok. Onun yerine orkestra kullanmayı tercih etmişler. Çok iyi de olmuş :)




TRSUB- Walk On Water - TRSUB from Derya Hyunbinaşkı on Vimeo.




"I know the mark's high, butter–
flies rip apart my stomach"

"Çıta yüksek biliorum, kele-
sinekler midemi paramparça ediyor"

İnsanlar heyecanlandığında midemde kelebekler uçusuyor diyor ya... Eminem rahatsızlığını dile getirmek için butter-flies kısmını ayırıp rap yapıyor. Yani onda kelebekler yerine sinekler var. Rahatsız edici olduğunu düşündüğünden bu tarz bi kelime oyunu yapmış.

Bir kıta da daha bir kelime oyunu var fakat kelime oyununu anlayacağınız şekilde çevirseydim o kısmı anlaşılmaz olacaktı şarkı normal bir bütün olarak çevirdim.

O kısım da şöyle: "But I'm doin' my best to not ruin your ex–
pectations and meet 'em, but first"

"Ama elimden geleni yapıyorum beklentilerinizi karşılamak için ama ilk önce..." diye çevirdim ben. Fakat o kısımda ex dediği yerde hayranların sevdiği başarılı olmuş tüm işlerine gölge düşürmek istemediğini söylüyor. your ex derken zaten işlerinin hayranlar için olduğunu bir kez daha haykırmış.



"Vicodin almak oldukça zor bu yüzden kaale almıyorum bunları"

Vicodin morfinle benzer yapıda uyuşturucu etkisi olan bir ağrı kesici. Eminem'in hap almakla ilgili pekte hoş olmayan bir geçmişi var. Buna atıfta bulunduğunu düşünsem de ingilizce bir deyim de söz konusu. "That's a hard Vicodin to swallow" Vicodin yerine pill demiş olsa 'bunu kabullenmek zor' gibi bir anlam veren deyim var ingilizcede. Aslında bir cümleyle hem hayranlara hem kendine gönderme yapmış oluyor.

"Khakis gibi baskı artıkça yırtılıyorum
Buzulların çatladığını hissediyorum, çünkü"

Burada Khakis'in üzerindeki baskı haki pantolonların kırışmasına yırtılıyormuş gibi ses çıkarmasına  gönderme yapıyor. Bu yüzden bende "baskı arttıkça yırtılıyorum" diye çevirdim. Daha çok orijinal müzikte kağıt yazma yırtılma seslerinden de dayanak aldım diyebilirsiniz.



Nakarat kısmından çok bahsetmeyeceğim çoğunuz anlamışsınızdır. İsa'nın suda yürüme mucizesi sadece Luka incilinde bu mucize geçmez. Diğer üç incilde bir şekilde anlatılır. Asıl önemli olan Eminem'in " İsa su üzerinde yürümüş olabilir ama donmuş su üzerinde" diye iddia eden bir bilimciye karşı, İsa yürüyor ama su üzerinde fakat ben insan olduğum için donmuş su üzerinde yürürüm diyerek son noktayı koyuyor :) Kendince bilim insanına diss atıyor diyebiliriz :D

"Mathers plaklarının" diye çevirdiğim kısımda ise CD yerine Disc demesi çok ilgimi çekti. Bu yüzden CD yerine plak dedim. Mathers da ne evladım diyenlere, Eminem'in adı ve soyadı şu şekilde efendim: Marshall Bruce Mathers III.

"Ben tanrı vergisi değilm, Nas, Rakim,  'Pac, B.I.G., James Todd Smith...
Ve bir prens değilim bu yüzden..." Hepsi Amerika'da ünlü rapçiler.



Speedom parçası, şimdi Big Sean... Tahmin ettiğiniz üzere Speedom onun 2015'te yer aldığı bir düet şarkısı şimdi Big Sean demesi de yeni düetlerinden birinin Big Sean olması... Ama sanki bu durumdan memnun değil. Çünkü Big Sean'ıın rapini eleştiriyor. Tıpkı medya gibi... Annesini rap şarkılarda kullanmasını eleştiriyor. Hatta hızlı gidiyor diye çevirsem de hep aynı şeyi yapııyor gibi bir anlam çıkardım. Burada pek emin değildim. Umarım bozmamamışımdır. BigSean için ritmi hep aynı söylemleri var çünkü.

"Ama bana tepeden bakan kişiler içinde
Benim için önemli olan tek kişi DeShaun"



Deshaun(Proof) Eminem'in çocukluk arkadaşı olan rapçi, 2006'da Detroit'te karıştığı bir bar kavgasında kurşunlanarak öldürüldü. Eminem onun cennette olduğunu düşündüğünden ona tepeden bakabilecek tek kişinin de o olduğunu düşünüyor. Zaten performansta o kısımda yukarıya doğru bakıyor. Anlamamak için aptal numarası yapmak gerek :)

"Özellikle metadondan sonra
Geçmişin izi yavaşça kayboluyor ve Dresden'daki evim
yanıp kül oldu ve evimden geriye kalan tek şey, çimenler"

Eminem 2007'de kullandığı haplardan dolayı metadon zehirlenmesi geçirdi.Buna gönderme yapmış.

Dresden'daki ev derken çocukluğunun geçtiği evi anlatıyor aslında. Ev bilinmeyen kişiler tarafında yakılmış. İnternette arama yaparsanız evin harabe halini bulabilirsiniz.Burada anlatmaya çalıştığı şey "zaman akıp geçiyor baksana, şimdi tüm seyircilerim azaldı" gibisinden kalabalıkların yok olduğunu anlatıyor.



"Ve sarı saçımı yıkama zamanı geldi
Satışlar düştü, perde indirildi"

Eminem'in büyük patlama yaptığı yıllarda saçları sarışındı. Amerika'da o kadar çok seviliyordu ki çılgın hayranları ona benzemek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Hatta Stan şarkısını dinleyip klibi izleyenler varsa ne demek istediğimi anlayabilirler.



"Bu yüzden ben ve sen aynı değiliz
Sürt*k ben "Stan"i yazmışım!"

 Eminem Dido ile birlikte düet yaptığı Stan şarkısına atıfta bulunuyor. Şimdi ne alaka diyeceksiniz. Bu adam şarkının başından beri ben insanım beni tanrı gibi görmekten vazgeçin, hata yapıyorum ve ne kadar çok hata yaptığıma inanamazsınız diyor. Bana hayran olurken düzgün olun saçmalamayın demeye çalışıyor. Hatta siz aynı hataya düşmeyin diye Stan şarkısını yazdım size diyor. Stan şarkısının hikayesi ise şöyle;



"Şarkıda stan adında Eminem'in çok sıkı hayranı olan bir çocuğun eminem'e yazdığı mektuplar yer almaktadır. Stan daha önceki bir konserde eminem ile ayaküstü konuşmuş ve mektup yazması durumunda yanıt alacağı konusunda söz almıştır.

Şarkının ilk kısmında Stan'in üçüncü mektubunu eminem'e yazarken buluruz. Stan'in kız arkadaşı hamiledir ve eğer kızı olursa adını bonnie koyacağını söyler (eminem'in çok sevdiği amcası ronnie intihar etmiştir).

İkinci kısımda ise Stan hala mektuplarına yanıt alamamıştır, biraz kırgındır. Eminem'e neden yanıt vermediğini sorar. Altı yaşındaki kardeşi ile birlikte imzalı resim almak için 4 saat soğukta beklediklerini ama eminem'in onları reddettiğini anlatır. Kız arkadaşının eminem'e olan sevgisi yüzünden sorun çıkartmaya başladığını belirtir. Hatta kendisinin eminem'in kaybedebileceği en büyük fanı olduğunu söyler ve "birlikte olmalıyız" şeklinde bitirir.

Üçüncü kısımda stan son derece öfkelidir (şarkıyı söylerken sesinden de bellidir), diğer hiçbir mektuplarına yanıt vermeyen eminem'e bu sefer arabada kaset doldurmaktadır. İçki içmiş ve süratli araba kullanmaktadır. Eminem'e türlü laneti okuduktan sonra arkadan bir çığlık gelir, stan hamile kız arkadaşının elini kolunu bağlayıp arabanın bagajına kilitlemiştir. Sonuna doğru stan arabayı köprüden aşağıya sürer ve denize düşerler, ancak kasedin kime olduğunu söylememiştir.



Dördüncü ve son kısımda Eminem stan'in önceki tüm mektuplarına cevap vermektedir. Çok meşgul olduğunu belirtir, kız arkadaşının durumunu sorar, kardeşi için imzalı bir resim gönderir. bütün bu süre zarfında stan'e sakin olmasını, kız arkadaşıyla daha çok ilgilenmesini, "birlikte olmalıyız" derken neyi kastettiğini anlamadığını söyler. Ancak mektubun sonuna doğru birkaç hafta önce sarhoş bir sürücünün bagajdaki eli kolu bağlı hamile kız arkadaşı ile birlikte arabasını köprüden aşağı uçurduğunu ve arabada kime olduğu belli olmayan bir kaset bulunduğunu hatırlar. Şarkı eminem'in o habere çıkan kişi ile mektupları yazanın aynı kişi olduğunu fark etmesiyle biter, şarkının son sözü "şimdi düşününce, o adamın adı... o sendin, stan!" şeklindedir."

**Bu hikaye ekşi sözlükte  varos cloudstrider adlı kullanıcıdan alıntılanıp düzenlenmiştir***




Bu şarkı Eminem'in gelmiş geçmiş en iyi şarkılarından biridir. Ayrıca Stan adlı kişinin gerçek adı bilinmiyor. Şarkıda Stalk ve stalker kelimelerinden esinlenerek Eminem'in böyle bir isim uydurduğu düşünülüyor.

Umarım şarkı çevirimi ve açıklamalarımı beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı ve eleştirilerinizi bekliyorum :)Teşekkürler...