9 Ağustos 2017 Çarşamba

Hyunbinaskı Yanlışlıkların Adamı ^^

Aylardır post yayınlamamışım. İlk postum aylardır ne halt yediğimle alakalı olacak ☺Herkesin bildiği üzere çok sıkı bir manga takipçisiyim. Öyle merak ettim ki nasıl düzenlendiğini, anlayacağınız işin evrelerini merak edip manga çevirmenliği için başvurdum. Fakat başvuran kişiler sağ olsun biraz beni  biraz sohbetimizi dalgaya alıp konuştular saçma hareketlerde bulundular.Belki de konuşan kişiden kaynaklanıyordu ama soğuttu. Fansubun adını söylemiyorum bu yüzden. Daha ben ne oluyoruz demeden abuk sabuk hareketlerden kaçtım anlayacağınız. İlk adımda böyle bir şeyle karşılaşınca boş veriyorsunuz...



Bu olaydan birkaç hafta sonra TürkAnimeTV'de yeni sezon animelerinin haberlerini okurken bir de ne göreyim TAÇE yani Türk Anime Çeviri Ekibi çevirmen arıyor. Neyse hemen yazdım.Ama ben çevirmen olayım içgüdüsüyle yazmıyorum çünkü yeni yeppudaa'dan ayrılmıştım. Kafamı dinlediğim, öyle bir iki bişi yapmak istediğim zamanlardı.



TAÇE'de ilk konuştuğum kişi gayet ciddi konuşuyordu. Tamam dedim işte aradığım yer. Kasmıyor, germiyor, saçma sapan dağıtmıyor, seninle adamakıllı olayı konuşuyordu. Neyse meğersem ben oraya haber çevirmenliği için başvurmuşum, bunu anlayınca ben anime çevirmek istiyorum dedim. Gerçi ikisi içinde gelmemiştim derdim yine manga çevirmenliği yapmak.

I Love Yoo(Webtoon)

İşin komik yanı benim anime çevirmek gibi bir amacım yoktu aslında. Zaten olağan meşguliyetten yeni kurtulmuştum. Nasıl oldu da anime çevirmek istiyorum dedim hala o kısmı bilmiyorum. Sanki bir anlık güzel bir hataydı. Aslında o an benimle konuşan kişiden, "Aaa öyle mi o zaman başka sefere inşallah, anime çevirmenliği için alım açıldığında yine gel, tamam mı?" demesini beklemiştim😂



Onun yerine, hemen seni anime çevirmen alımı konusuyla ilgilenen arkadaşıma yönlendireyim dedi ve anında yönlendik adfg Ama ne yönlenme, çevirmen ihtiyaçları varmış zati... Başka bir gün için konuşmak için sözleştik. Aslında amacım ilk başta anime vs olmadığı için o an gidebilirdim. Ama bir işe başladım mı gerisini getirmek zorunda hissediyordum ayrıca merak ettim ekibi. Çünkü çok fazla anime izliyorum ve TAÇE'de izlediğim her şey mükemmel bir çeviriyle sunulmuş oluyordu. Doğrusu benim gibi imla kurallarına pek dikkat etmeyen birine pek uygun değildi. Ama anime serilerinin çeviri evrelerini dahi merak ediyorum.(zaten benim başıma hep meraktan geliyor ne geliyorsa sdfg) Ve konuştuğumuz zaman çok sürmedi ilk serime yarım kalmış serilerden birisini alarak başladım.



Aslında hep korkuyordum, ya istemediğim bir animeyi zorla çevir derlerse... Başıma böyle şeyler geldiğinden belki bir belki yüz defa sormuşumdur: "İstediğim animeyi alabilirim, değil mi?" Her defasında cevap: "Elbette, istediğini al. Çevir." 😂 O kadar çok sordum ki hatta bir an kızıp yeter git diyebilirlerdi.. Neyse ki sabır taşıymışlar bunu da öğrendim. Hani bir yerde sabırları tükenirse falan asla kızamam çünkü ben yani, mal ortada sdfg



İlk çevirdiğim seri: İndirmek için: Jubei-Chan 2
                                İzlemek  için: Jubei-chan 2

...sonra bir yarım seri daha aldım :)

İzlemek için: Tetsuvan Birdy 2

son bir bölümüm kaldı ama nasıl sürünüyorum...Çünkü pc sorunları özel hayat... vs...

Güncellere geldik o sıra. İlk güncelim Sakurada Reset.. Fakat hardsub denilen formatla yayınlanıyor. Yani altyazı dosyası yok. Endonezce alt yazı buldum ondan çevirmeye başladım. alışık değilim ilk gidip gömülü ingilizce altyazıya bakıp sonra onu endonezce'ye yazmaya. 2-3 günde bir bölüm çeviriyorum ama gece 1-2 gibi pilim bitmiş oluyor sdfg Hatta ekibe de sürekli yazıyorum daha doğrusu şikayet ediyorum. Niye normal bir ingilizce altyazı dosyası çıkmıyor diye. Üstelik başka bir fansub daha çeviriyor seriyi. Komiktir onlar 48 saat dolmadan veriyorlar bölümü. Ayrıca iki kişi çeviriyorlar, normal tabii, çünkü 500 satırdan fazla oluyor daima bölümler. Ama nasıl hırs yapıyorum görseniz diğer fansubtan önce vericem diye.Üstelik tek başıma çeviriyorum..Fakat ekipte onlardan önce vermemin imkansızlığını anlatıp duruyorlar.Bazen cesarette verseler benim inat işte.Neyse sonra öğrendik ki normal altyazı dosyası çıkacakmış ben rahatlıyorum. Sonra bir ara benim ve encoderım olan arkadaşın meşguliyetinden dolayı ara verdik animeye. Tabii diğer fansub devam ediyor. Anlayacağınız benim başıma gelenler pişmiş tavuğun başına gelmez. Encode yapan arkadaş çok sabırlı biri, yani en azından benim gibi birine dayanıyor adfg

Fukumenkei Noise izlemek için: TIKLA

Fukumenkei Noise


Henüz Sakurada Reset'i bitirmemişken bir güncel daha alıyorum. Yani açgözlülüğün ohalı hali sdfgh Müzikli shoujolu "Fukumenkei Noise" adlı bir seri. Elbette bitirdim onu. Hayatımda izlediğim en mal kız karakteri çevirdim diyebilirim. Ama erkek karakterler hojtular asdfg Tamam tamam bakmayın :)

Fukumenkei Noise

Fukumenkei Noise'u çevirince başka bir güncel daha aldım ama hala Sakurada Reset'e devam ediyorum. Yine bir açgözlülük.


Yeni serinin adı: Nana Maru Batsu-san. Fakat gel gör ki serinin ikinci bölümünde sülalem olacak inci tanelerim önce Zongulda'ğa sonra İzmit'e gideceğiz diye tutturdular. Sonuç Deryagül Tatilde serileri başlar. Encode yapan arkadaşa gitmek zorundayım derken içim sızladı çünkü bu kadarına da pes yani. Ben olsam, "Ama Derya yettin gayrı. Pılını pırtını skype'ını, srt dosyanı topla ayrıl artık, bu kadar ayrıcalığı babama göstersem şimdiye mecliste buzlu kahve içiyor olurdu." derdim zahar :D Hiç şikayet etmedi ama halinden belli: "Yetti be!" diye inlediği :D Neyse geri döndüm 3-4'ü çevirdim verdim.Sakurada'nın 11 ve 12'sini  aynı anda çeviriyorum, düzenliyorum.Sen 5.bölümü indirirken pc çök asdfgh

Nana Maru Batsu-san
Nana Maru Batsu-san izlemek için: TIKLA

Vallahi kötü şans heybemde geziyorum :d Neyse hemen genç bilgi diye bir tamirciye götürdüm. PC'yi düzeltti. Aman o da ne pc eve geldi çalışmaz, neymiş ağ bağdaştırıcı sorunu vs...Ben bağdaşamadım zamanla hayatla, pc'im nasıl yapsın.Neyse sonuçta yapıldı. Ama o gün eve "Niahahaha, bitiremeyecen çevirileri işte,yeni iş başvurularına yanlışlıkla terlikle katılmana bile neden olacem" diye böğüren  yaratık geldi. Halk arasında misafir deniliyor ona. Halbuki sadece manga çevirmek istemişti ama Deryagül streste :D



Dert anası Derya hyunbinaşkı'yı okudunuz efendim :)


24 Ocak 2017 Salı

"Goblin: Yalnız ve Büyük Tanrı" Dizi Eleştirisi

İki efsane kadronun dizilerini bitirmiş(TLOTBS 20.'yi izleyemedik henüz) bulunmaktayım. Biri Goblin, diğeri ise The Legend of the Blue Sea.

Goblin'den bahsetmek istiyorum ilk önce. Gerçekten oyuncuları efsane olan bir diziydi fakat mükemmeli yakalayamadığını düşünüyorum. Nedenlerime gelince... Sizi spoilersız olduğuna inandığım eleştirilerimle sizi baş başa bırakıyorum.



İlk olarak dizide sahneler gereksizce uzaltılmıştı. Konu öylesine film tarzıydı ki dizi değil ancak Goblin: The Lonely and Great God Part 1-Part 2 şeklinde seri film çıkarmış konudan.





İlk bölümlerden örnek vericem olursam, Goblin'in gelini olması, gelini olmasının kanıtlanması, kılıcı görememesi ve goblin ve gelini arasındaki uzun flörtleşmeler bunların hepsi gereksiz bir biçimde uzatılmış sahnelerle doluydu. Öyle ki bir bölüm izliyorsunuz koca bölüm Goblin'in gelinine hediye vermesi, gelinini mutlu etmesi ile sürüyor bölüm finalde ise ucu açık bitişle meraka sürüklüyordu bizi. Şahsen izlerken sahneleri fazlaca atlattım.Tekrar eden sahnelerle dolu olması rahatsız etti. Diziyi gözümde efsanevi kılan tek şeyin beni merak ettirebilmesiydi.😥



Dizinin en büyük handikapı Goblin ve Gelinin çift olamama durumuydu. Gelini canlandıran Kim Go-Eun (Kim Go-Eun) aşırı liseli tavrı ve tepkileri ile Gong Yoo (Goblin)ile birlikte gözümüzde çift damgasını yiyemediler. Şımarık tavrını iyi ayarlayamadı bence. Son Sınıf öğrencisiydi güya. Çok iyi bir oyuncu olmasına karşın bunu aşırı buldum.Hatta bir haykırarak ağlaması var bir kısımda çok etkileyiciydi. Bence liseli olmasın. Şunu savunuyorum, Tavukçu (Yo Inna)Sunny kızımızla Azrail(Lee Dong-Wook)daha fazla çift gibiydiler.Ve daha ilgi çekiciydiler. Goblin ve gelini sık tekrara düşen bir ilişki resmettiklerinden sıkıcı olmaya başladı.



Onların daha çok sevildiğini düşünüyorum. Daha fazla sevilmelerinin nedeninin de aralarındaki aşkın imkansız oluşunun gerçekliğinden kaynaklıyor diyebilirim.

Goblin ve Gelini içinde imkansız diyenler oluyordu. Fakat başından beri birlikte olabilecekleri bir yer vardı.Spoiler olacağından bunu pek anlatmayacağım.Ama izledikçe daha belirginleşiyor emin olun.



Tekrar eden sahnelerden şikayetçi olup Goblin'in gerçek bir efsane olabileceğini söyledim fakat dediğim şekilde film olsaydı bu mümkün olabilirdi. 16 bölüm bile fazlaydı bu diziye.



Özellikle finale doğru yaklaşırken herkesin beklediği şey gerçekleşiyor fakat diğer bölümde hiçbir şey olmamış gibi hatta başta belirlediği kuralları kendim yıkarım dercesine diziye 4 bölümde iki ayrı son yazmış oldu. Açıkçası Kore dizilerinin klişelikte artık zirve dereceye ulaştığını düşünüyorum. Çünkü aynı olayı W dizisi de yapıyordu. Her bölüm final gibi. Fakat kurgu tek bölümlük ve bölümlerde anlatılacak bir şey yok, 'karakterlerin bir gününün nasıl geçtiğini izlettirelim tarzında bir bölüm yazalım da baksın mallar' kafasında bölümler izledik. Ahahah o nasıl bir cümleydi ben bile kendime şaşırdım şu an😆



Bunun yanında...Dizi Goblin ve Azrail miti dışında diğer dini mitleride kullandı. Özellikle, Tanrıça, Tanrı isimlendirilmeleri oldu.Birden çok tanrıya inanan insanlar için bu dizideki olaylar ve hikayeler pek fazla sorun teşkil etmiyor.Fakat müslüman kesim için oldukça tuhaf karşılanacak bir durumdu. Kaldı ki devamlı gönderilerinde bu durumdan şikayet edenler oldukça fazlaydı. Beni rahatsız eden kısım dini mitleri iyi kullanamamasıydı. Ben daha iyilerini ve hayal gücü kuvvetli mitleri izledim. Şahsen insanlarında rahatsız olmalarına anlam veremiyorum. Dinden çıkartacak bizi vs yazanlar görüyordum.Eğer bir dizi sizi dinden çıkartacak kadar güçlüyse, size tavsiyem her şeyi bırakıp gidin imanınızı tazeleyecek şeylerle uğraşın.İnancınızın bu tür kurgu ve uydurma şeylerle bozulacak türden zayıf olmadığını düşünüyorum. Dediğim gibi daha ağır mitler izlemiş biri olarak burada anlatılan ve betimlenen şeyler sadece buz dağının çok zayıf bir kısmı.Açıkçası Tanrıça olayını çok iyi anlatamadığını hikayeye iyi ya da kötü yönde bir etki bırakamadığını düşünüyorum. Senarist cidden iyi kullanamadı bu mitleri. Azrail bile kendi açısından zayıf kaldı.


Hatırlarsanız, tavukçu kızımız, Azrail'e soruyor. "Bir dinin var mı?" Azrail'in cevabı ise hem dizinin kendiyle çelişmesine hemde komik bir duruma yol açıyor. "Bir din bulduğumda seni arayacağım" tarzı bir cevap veriyor. Azrail'in bir dini yoksa kimin Azrail'i bu? Böyle yazarken cidden çarpılcem 😄 Hepsini geçtim. Buradaki mit neyin miti. Hristiyanlık değil, Budistlik değil, o değil bu değil şu değil. Senarist fazla soju içip din üretmiş hayalinde. Bu durumda dini mit kullanıyor diyebilir miyiz? Bence diyemeyiz. Belki de dünyadaki tüm diziler içerisinde dini mitleri kontrol edemeyen yazar olarak seçilebilir Goblin senaristi. Dizinin mistik bir havası varsa da yok oldu. Kendi kendini çürüttü.

Reklam vermeye çalışırken komiklikte çığır açan sahne. Halbuki insan sorgular yüzyıllardır yaşamış biri hiç mi akıllı telefona bakmamış görmemiş değil mi? 


Hayatımda bu kadar dizi içinde reklam alan bir dizi görmedim.Kahve sahneleri, alışveriş sahneleri,telefon markası vs. ilginçtir yemek sipariş edilen bir yeri bile reklamladılar. Bu saydığım şeyler sahneleri durağanlaştırmakla yetinmiyor bir de bölümü ölü kılıyordu. Yani izliyorsun ama olaysız öylesine bir bölüm.😞

Fakat yiğidi öldür hakkını yeme, sinema tadında bir çekim kalitesine sahip Goblin dizisi. Patlama, uçma, ışınlanma efektleri harika ötesiydi. Hatta bence herkesin efsane diye söylenmesinin en büyük nedenlerinden birinin kalitesinin böylesine büyük oluşu. Yoksa yukarıda bahsettiğim olaylar neredeyse son bölüme kadar devam eden şeylerdi.



Diğer bir iyi yanı bromance yani kankalık ilişkisi içeriyor olması. Goblin ve Azrail'in o tatlı atışmaları sanki yeni evli çiftler gibi saçma kavgaları diziye aşırı ayrı bir tat getirdi. 😅 Fakat bu tadı almamızın yegane sebebi Gong Yoo ve Lee Dong Wook gibi muhteşem oyuncuların bir araya gelişiydi. Şahsen bu arkadaşlığın pozitif enerjisinin kamera arkasından bile çok emindim. Çünkü iki oyuncunun da nasıl kişiler olduğunu iyi biliyordum. Gong güleryüzlü, sevimli biri olduğundan, Lee Dong Wook ise ortama kolay uyum sağlayan, espritüel biri olduğundan birbirleri için üstünlük kurmaya çalışmadılar bu da sete ve dizideki karakterlere yansıdı. Goblin'in her şeyi biliyorum tavrını, Azrail'in saftrik bir şeyden habersiz hallerini izlerken benimsedik böylece. Gördüğüm kadarıyla bu ikisinin sahnesi azalınca hayranlar şikayet etmeye bile başladı. Ee ne diyelim yılın çifti belli o zaman 👀😆


Ve her dizide daha da rahatsız oluyorum, ağızlarını şapırdatarak yemek yemeleri...Kore'de sanırım bu normalmiş. Amerika'yı vs çok önemsiyorlar ya, Amerika'larının yemek adaplarını örnek alsalar bari diyorum her zaman. Bazı yemek sahnlerini atladım,dayanamıyorum gereksiz bir biçimde karaktere ve kişilere tavır alıyorum bu durumda.Çok iğrençler. Keşke yazdıklarımı okuyan Koreliler olsa, YEMEK YEME TARZINIZ ÇOK İĞRENÇ.🙎



Dizi için söylenen bazı anlamsız şeylerde gördüm. "Köşkö dizödö başröl Azraül olsöymüş?"

Cevap:Dizide tam 4 başrol bir tane yanrol var. Goblin,Goblin'in gelini, Azrail, Sunny, başroller. Yoo Duk-Hwa(Yook Sung-Jae) ise yanroldeydi.

Karakterlerden en çok kimi sevdin derseniz de, Tavukçu kız Sunny :) Yo Inna'nın tatlılığı ve şapşallığı birleşmiş böyle seveceğin türde gamsız bir kadın ortaya çıkmış :)


Yemek yemeyince aç oluyorum gibi bişi sanırım asdf

Yazımı okuduğunuz için teşekkürler ^^ Mutlaka yorumlarınızı bekliyorum 💗💚

29 Kasım 2016 Salı

Son Zamanlarda Yaptığım Çeviri Derlemeleri ~

Çeviri yapanlar bilir; çeviri yapmak kolaydır fakat şarkı çevirisi bambaşka bir dünyadır. Çevirirken kelimenin ilk anlamını kullanmak ya da motamot bir çeviri şarkıyı berbat eder. İlk çevirilerimi dinleyip izlerken ben ne yapmışım böyle, böyle mi çevirilir bu şarkı dediğim oluyor 🙈 Sonuç itibarıyla şarkı çevirisinde iyi denilebilecek kıvamda olduğumu düşünüyorum :)

Hem kendime, hem sayfalara çevirilerim oldukça fazla. Bunları eğlenerek yapıyorum. Son çevirdiğim Mad Clown şarkısı mesela. Çevirirken çok güldüm. Çünkü bir şarkıda ilk defa bir erkeğin gerçek yüzünü hatta terk eden tarafın neler hissettiğini görmüş oldum. Görmüş oldum diyorum aşk denen safsataya inanmadığım gibi henüz başıma gelmedi :) Böyle görüyoruz işte :)


Yazayım açık açık, şerefsiz kızı ağlatmış terk etmiş akşam yemeği dert olmuş ona 😂😂 Böyle de bencil erkek işte. Ayrıca komik, çünkü kesin böyle düşünenler olmuştur 😃


Bu kısımda ahh dedim çok farklı bir şarkı bu. Çünkü bir erkeğin kendini kabullenişi söz konusu. Güldüm de elden ne gelir, ben böyleyim diyor çünkü. Çokta fifi der gibi asdfg

Şarkının Çevirisi:




Ve ikinci çevirim kendi adıma yaptığım bir çeviriydi.Son zamanlarda kore dizilerinden uzaklaşmışken beni ekrana bağlayan yegane dizi: Shopping King Loui'nin OST'sini çevirdim 😇

Hatta bu tesadüf bana ilk defa Monsta X şarkısı çevirme şansı da verdi. Şarkının iki versiyonu var. Bir akustik bir de rock versiyon. Ben akustik versiyonun tiryakisi oldum. Çocukların vokali bal kaymak. Çok beğendim. Böyle gruplar daha çok göz önünde olmalı bence.



Bir sonraki çeviri videom ise en özeli: Çünkü CNBLUE'nun Euphoria albümünün incisi; Be Ok'e klip hazırladım. Hayatımda ilk kez böyle bir şey denedim. Bazı kısımlarda küçük hatalar yapsam da genelde çevremdekiler beğendiğini söyledi. Fakat çevremdekiler harici ne düşünüyor bilmiyorum. Kötü olsa derler mi bilemiyorum. Şarkıyı çevirdim, videomu yaptım, ardından zamanladım. Ardından karaokesini ekledim ^^ Böyle uzun bir süreç geçirdi anlayacağınız ^^ Umarım beğenirsiniz 🙈



BTS albüm çıkarma sürecinde her army gibi merakla takip ettim, hatta bu merak albümdeki en sevdiğim şarkılardan birine acilen video hazırlayıp çevirmeme kadar uzandı :D Fakat o sıra çok yoğundum ve yorgundum. Mumine'ye yani CNBLUE Turkey / 터키 ekibinin MaviYıldız'ına yalvar yakar aahahha şaka şaka Allah razı olsun bir dememle ben zamanlarım dedi. Onu patınom yapıp şarkıyı bir temiz çevirdim. Dinlemek isteyenlere:



BTS albümünden biraz bahsetmek gerek bence. O albüm gerçekten tüm ödülleri hak ediyordu. Kore'deki kendini hayran sanan bazı kişilerin BTS'in albümü ödül aldığı için çemkirse de, umarım bir gün çocukların albümlerinin kalitesini anlama şerefine ulaşırlar. Klip şarkısını beğenmeyip klipteki dansın tiryakisi olan ben söylüyorum bunu. Albümdeki tüm sololar ve şarkılar mükemmeldi. Dinlemenizi öneririm. ^^




Daha bir çok çevirim var ama şu an sadece birkaç tanesini yazabildim.

Kanallarım: ❤ Hyunbinaşkı Kanalı





13 Kasım 2016 Pazar

Komatta Toki Ni Wa Hoshi Ni Kike! Manga Tanıtımı

Beni tanıyanlar bilir, feci  kötü şansım vardır; özellikle manga konularında. Erkek- erkek ilişkisini cinsel içerikli işleyen Yaoi mangaları sevmem. Fakat Shounen-ai denilen cinsel içerik bulunmayan ve sadece duygulara yer veren mangaları okuyorum genelde. Anlayacağınız homofobik vs değilim sadece sınırlarım var.  Neyse konu dışına taşmadan; ne zaman yaoi mangalardan kaçsam pat karşılaşıyorum  

 Aşırı Gintama seviyorum. Mangası olduğu gerçeğini fark edince, hemen koştum okumaya tabi... Okumaya başladım ama bir gariplik var. Sonra fark ettim DJ (doujinshi)denilen manganın fan fiction halini okumaya başlamışım ben. Yani fanatik hayranlar; birbirlerine yakıştırdıkları karakterlerden hikayeler yapmışlar. Zavallı Derya'da Gintama'nın bölümü diye okumuş 

Daha geçen gün; No.6 diye bir anime buldum. Beyaz saçlı, yüzü yaralı karakter var diye başladım. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş ya; türüne de baktım; aksiyon bilimkurgu vs yazıyor; nasıl seviniyorum Tokyo Ghoul gibi bir şey izleyeceğim diye. Abi animede shounen ai var.Ama türe yazmamışlar. Bu kadar olur :) Sanki özellikle buluyor beni.Neyse izledim pek korktuğum gibi sahneler yoktu. Gerçi bir animeden şüphelenince kendime anime sever arkadaş buldum; hemen soruyorum ona. Yaoi yok de mi falan diye. Sehun Noona  Onun da blogu: Nunakuu


Aşırı uzattım yahu :) Bu benim ilk manga tanıtımım. Komatta Toki Ni Wa Hoshi Ni Kike! Türünde; komedi, dram, okul hayatı ve shounen ai tagı var. Fakat Shounen ai türü anlamayacağınız kadar az ve ölümüne kankayık tadında. Hatta Shounen ai değil shounen olmalıydı türü. Romantizm yok.

Konusuna gelince; Fujishima Takara liseye başlamıştır fakat babası hariç ailesinin geri kalanını kaybettiği için yurtta yaşamaya başlayacaktır. Babası işi gereği evden uzakta yaşadığı için yurt mükemmel bir seçenektir.Takara'nın oda arkadaşı ise Hosaka Kiyomine'dir. Kiyomine içe kapanık biriyken; Takara ise tam tersi. İlk başta bu farklılıklar yüzünden birbirlerine sinir olsalar da; sonradan ilişkileri arkadaşlığa dönecektir. Belki de daha farklı bir duyguya?


Kyomine konusu çok ilginç bence. Ailesini kaybetmesi (şiddete uğraması); üvey ablasının (anneleri aynı, babaları farklı)ona anne gibi oluşu nedeniyle; Ablası Ayako'ya aşırı düşkün.Şöyle anlatayım; diğer herkes ölebilir ama Ayako ölmesin diye düşünen biri Kyomine. Kendinden başka herkesi düşünebilen Takara'yı keşfetmek onun gibi biri için belki fazlaca büyük bir ödül.

Mangayı okuduğum süre boyunca; Takara'ya sayısız defa kızdım, çünkü Kyomine'nin onu birçok defa incitmesine karşın onu hep affetti. Ne bileyim ben yapamazdım öyle bir şeyi sanki.Mangaka sanki hikaye ilerlesin diye Takara'yı hafife alıyordu. Mesela manga'da çok üzüldüğüm bir yeri anlatayım.

Seni bencil veled, durup duruken üzüyorsun minnoş Takara'yı 


Takara'nın babası dış ülkeden oğlu için geldi fakat sınav haftası nedeniyle oğluyla pek vakit geçiremedi. Hal böyleyken, Ayako'yla karşılaşınca; hava limanına gidecek olması nedeniyle onu bırakmak istedi. Neyse giderlerken, kaza yaptılar. Çocuklar kazayı öğrendikleri anda; Kyomine, Takara'nın yakasına yapışıp; " Eğer Ayako'ya senin ya da babanın yüzünden bir şey olursa, asla affetmem seni!!" diye bağırdı. Manga boyunca; birbirlerini korumalarını, önemsemelerini, birbirileriyle dosttan öte ilgilenmelerini okuyor sıkılmıyordum. Takaraya karşı sahipleniciydi. Sanki o tek dostuymuş gibi davranıyordu, ona. Kötü davranan biri olmasın hakkından gelirdi.. Böyle bir repliği okuyunca sanki Kyomine bana ihanet etmiş gibi hissettim. Bir an dost kazığı yer gibi oldum.Yemiş olan biri olarak okurken izliyor gibi oldum hatta. Ki Takara'da terkedilmiş gibi hissetti. Sanki senin baban ölürse ölsün, Ayako'ya bir şey olmasın dedi.

Siyah Saçlı Kyomine, Sarışın Takara 

İşte bu kısımda bu duyguların daha uzun sürmesini bekledim. Fakat odun Kyomine, sanki bir şey yapmamış gibi hastanede Ayako'ya sarılıp sen iyiysen diğerleri umrumda değil demesi de üstüne tuz biber. Daha ötesi; kuzucuğum Takara'm Kyomine ve Ayako'dan eğilip özür diledi ve günlerce okula gitmeyip; hem babasını kaybetme korkusuyla cebelleşti hemde aptal Kyomine'nin onu terkedişini hazmetmeye çalıştı. 

Terkediş diyorum ama sevgili gibi değildi. Bildiğin sana çok değer verdiğini bildiğini sandığın kişinin aslında sana o kadar değer vermemesi olayı. Neyse ki; Takara'nın babası Kou-San'a bir şey olmadı. Neyse hikayenin gerisini anlatmayayım :) Ama bu kısımda çok üzüldüm. Bakaaaa Kyomine.

Merak etmeyin manga bayağı uzun. Bu anlatttığım hikaye birkaç bölümden sadece. Manga 20 ciltten oluşuyor.

Kyomine'nin ablası Ayako ve Takara'nın babası Kou-san birbirlerinden hoşlanmaya başlıyorlar; fakat sorunlu kyomine yüzünden birbirilerine itiraf edemediler. Edemediler değil de birbirlerinden  hoşlandıklarını bilmelerine rağmen sevgili olamadılar. Yine aynı kereste yüzünden. Yavrum Takara'nın derdi; kimse ölmesin, üzülmesindi hep. Ayako'yu da anlıyorum. Kou'san bir içim suydu



Kou'nun oğlu Takara'yla olan sahne çizimleri de mükemmeldi. Karısı öldükten sonra daha fazla yurt dışında çalışan, Japonya'ya yılda 2-3 kez gelen bir babanın oğluna düşkünlüğü şaşılacak derecedeydi. Öyle ki Manga'da en sevdiğim sahneler baba-oğula ait.

Oğluşuyla uyuyan bir adet Kou 

 Kou; Manga başında sanki önemsiz biri gibi gösterilmişti fakat yayınlanma sürecinde Japonya'da Kou'nun Kyomine'yi kıskanması, oğluna yakın oluşunu çekememesi çok sevilmiş. Sağ olsun kereste Kyomine'de öyle hareketler yapıyordu ki Kou'nun kalbine iniyordu çoğu kez. 


Bu sahnede; Takara merdivenlerden düşüyor ve Kyomine, Takara'yı kucağına alıyor. Ardından onu neden ondan uzak durduğunu soruyor, fakat Takara cevap vermiyor. Kyomine, cevap ver deyip kızınca  aniden Takara'nın boynunu ısırıyor  Sesi duyan hasta Kou koşuyor ama oğlunu azmanın birinin kucağında görünce sinirleniyor, yukarıda görseldeki gibi "Kahrolası velet, Takara'ya ne yapıyorsun? buraya gel ve..." o sıra Kyomine'nin peşinde kızıp çığırırkene merdivenlerden düşüyor  ve bayılıyor.

Karakter olarak Kyomine ve Takara'nın yurdu daha renkli. Kyomine'nin kuzeni Reichi yurt başkanı. Kyomine'ye paralel bir kişiliği var fakat onun aksine herkesle iyi geçinebilen biri. Ve genler sebebiyle çok yakışıklı asdf Kyomine gibi günü birlik ilişkiler yaşamıyor ama oldukça gönülçelen birisi.



1997 yılında çizilmiş bir manga olsa da; çizimleri harikaydı. Çoğu ayrıntıyı çok sevdim. Ayrıca hiçte o yıla ait çizmiyor mangaka. Okurken 1997 yılında olduğunu fark etmedim bile. Anime yapsınlar bunu; onegai onegai 

Şimdi kötü habere gelelim bu manganın Türkçe çevirisi yok. Ben ingilizceden okudum.  Evet küfür ediyorsunuz sanki duyuyorum :) Etmeyin 

Kendimce tanıtım yaptım  eğer mangayı okumak isteyen olursa: TIK TIK

Ben hiç shounen ai okumadım ama diyenlere ısrarla diyorum ki; bu shounen ai olamayacak kadar Shounen bir manga. Shounen ne demek; aksiyon ve macera temalı, direkt erkeklere yönelik olduğu söylenen anime veya manga.Şahsen ben erkeklerin kankalık ilişkilerine bayılan bir tip olduğumdan shounen anime ve manga takip ediyorum. Ayrıca bu mangada diğerlerine göre fazlaca kız karakterler var. Örneğin; Takara'nın en iyi arkadaşlarının ikisi de kız. Ve Takara'yı aslan, kaplan gibi koruyup gözetliyorlar. Annesinin olmaması nedeniyle sanırım.  Bu bakımdan okurken eminim rahatsız olmayacaksınız.
Okuduğunuz için teşekkür ederim