24 Ocak 2017 Salı

"Goblin: Yalnız ve Büyük Tanrı" Dizi Eleştirisi

İki efsane kadronun dizilerini bitirmiş(TLOTBS 20.'yi izleyemedik henüz) bulunmaktayım. Biri Goblin, diğeri ise The Legend of the Blue Sea.

Goblin'den bahsetmek istiyorum ilk önce. Gerçekten oyuncuları efsane olan bir diziydi fakat mükemmeli yakalayamadığını düşünüyorum. Nedenlerime gelince... Sizi spoilersız olduğuna inandığım eleştirilerimle sizi baş başa bırakıyorum.



İlk olarak dizide sahneler gereksizce uzaltılmıştı. Konu öylesine film tarzıydı ki dizi değil ancak Goblin: The Lonely and Great God Part 1-Part 2 şeklinde seri film çıkarmış konudan.





İlk bölümlerden örnek vericem olursam, Goblin'in gelini olması, gelini olmasının kanıtlanması, kılıcı görememesi ve goblin ve gelini arasındaki uzun flörtleşmeler bunların hepsi gereksiz bir biçimde uzatılmış sahnelerle doluydu. Öyle ki bir bölüm izliyorsunuz koca bölüm Goblin'in gelinine hediye vermesi, gelinini mutlu etmesi ile sürüyor bölüm finalde ise ucu açık bitişle meraka sürüklüyordu bizi. Şahsen izlerken sahneleri fazlaca atlattım.Tekrar eden sahnelerle dolu olması rahatsız etti. Diziyi gözümde efsanevi kılan tek şeyin beni merak ettirebilmesiydi.😥



Dizinin en büyük handikapı Goblin ve Gelinin çift olamama durumuydu. Gelini canlandıran Kim Go-Eun (Kim Go-Eun) aşırı liseli tavrı ve tepkileri ile Gong Yoo (Goblin)ile birlikte gözümüzde çift damgasını yiyemediler. Şımarık tavrını iyi ayarlayamadı bence. Son Sınıf öğrencisiydi güya. Çok iyi bir oyuncu olmasına karşın bunu aşırı buldum.Hatta bir haykırarak ağlaması var bir kısımda çok etkileyiciydi. Bence liseli olmasın. Şunu savunuyorum, Tavukçu (Yo Inna)Sunny kızımızla Azrail(Lee Dong-Wook)daha fazla çift gibiydiler.Ve daha ilgi çekiciydiler. Goblin ve gelini sık tekrara düşen bir ilişki resmettiklerinden sıkıcı olmaya başladı.



Onların daha çok sevildiğini düşünüyorum. Daha fazla sevilmelerinin nedeninin de aralarındaki aşkın imkansız oluşunun gerçekliğinden kaynaklıyor diyebilirim.

Goblin ve Gelini içinde imkansız diyenler oluyordu. Fakat başından beri birlikte olabilecekleri bir yer vardı.Spoiler olacağından bunu pek anlatmayacağım.Ama izledikçe daha belirginleşiyor emin olun.



Tekrar eden sahnelerden şikayetçi olup Goblin'in gerçek bir efsane olabileceğini söyledim fakat dediğim şekilde film olsaydı bu mümkün olabilirdi. 16 bölüm bile fazlaydı bu diziye.



Özellikle finale doğru yaklaşırken herkesin beklediği şey gerçekleşiyor fakat diğer bölümde hiçbir şey olmamış gibi hatta başta belirlediği kuralları kendim yıkarım dercesine diziye 4 bölümde iki ayrı son yazmış oldu. Açıkçası Kore dizilerinin klişelikte artık zirve dereceye ulaştığını düşünüyorum. Çünkü aynı olayı W dizisi de yapıyordu. Her bölüm final gibi. Fakat kurgu tek bölümlük ve bölümlerde anlatılacak bir şey yok, 'karakterlerin bir gününün nasıl geçtiğini izlettirelim tarzında bir bölüm yazalım da baksın mallar' kafasında bölümler izledik. Ahahah o nasıl bir cümleydi ben bile kendime şaşırdım şu an😆



Bunun yanında...Dizi Goblin ve Azrail miti dışında diğer dini mitleride kullandı. Özellikle, Tanrıça, Tanrı isimlendirilmeleri oldu.Birden çok tanrıya inanan insanlar için bu dizideki olaylar ve hikayeler pek fazla sorun teşkil etmiyor.Fakat müslüman kesim için oldukça tuhaf karşılanacak bir durumdu. Kaldı ki devamlı gönderilerinde bu durumdan şikayet edenler oldukça fazlaydı. Beni rahatsız eden kısım dini mitleri iyi kullanamamasıydı. Ben daha iyilerini ve hayal gücü kuvvetli mitleri izledim. Şahsen insanlarında rahatsız olmalarına anlam veremiyorum. Dinden çıkartacak bizi vs yazanlar görüyordum.Eğer bir dizi sizi dinden çıkartacak kadar güçlüyse, size tavsiyem her şeyi bırakıp gidin imanınızı tazeleyecek şeylerle uğraşın.İnancınızın bu tür kurgu ve uydurma şeylerle bozulacak türden zayıf olmadığını düşünüyorum. Dediğim gibi daha ağır mitler izlemiş biri olarak burada anlatılan ve betimlenen şeyler sadece buz dağının çok zayıf bir kısmı.Açıkçası Tanrıça olayını çok iyi anlatamadığını hikayeye iyi ya da kötü yönde bir etki bırakamadığını düşünüyorum. Senarist cidden iyi kullanamadı bu mitleri. Azrail bile kendi açısından zayıf kaldı.


Hatırlarsanız, tavukçu kızımız, Azrail'e soruyor. "Bir dinin var mı?" Azrail'in cevabı ise hem dizinin kendiyle çelişmesine hemde komik bir duruma yol açıyor. "Bir din bulduğumda seni arayacağım" tarzı bir cevap veriyor. Azrail'in bir dini yoksa kimin Azrail'i bu? Böyle yazarken cidden çarpılcem 😄 Hepsini geçtim. Buradaki mit neyin miti. Hristiyanlık değil, Budistlik değil, o değil bu değil şu değil. Senarist fazla soju içip din üretmiş hayalinde. Bu durumda dini mit kullanıyor diyebilir miyiz? Bence diyemeyiz. Belki de dünyadaki tüm diziler içerisinde dini mitleri kontrol edemeyen yazar olarak seçilebilir Goblin senaristi. Dizinin mistik bir havası varsa da yok oldu. Kendi kendini çürüttü.

Reklam vermeye çalışırken komiklikte çığır açan sahne. Halbuki insan sorgular yüzyıllardır yaşamış biri hiç mi akıllı telefona bakmamış görmemiş değil mi? 


Hayatımda bu kadar dizi içinde reklam alan bir dizi görmedim.Kahve sahneleri, alışveriş sahneleri,telefon markası vs. ilginçtir yemek sipariş edilen bir yeri bile reklamladılar. Bu saydığım şeyler sahneleri durağanlaştırmakla yetinmiyor bir de bölümü ölü kılıyordu. Yani izliyorsun ama olaysız öylesine bir bölüm.😞

Fakat yiğidi öldür hakkını yeme, sinema tadında bir çekim kalitesine sahip Goblin dizisi. Patlama, uçma, ışınlanma efektleri harika ötesiydi. Hatta bence herkesin efsane diye söylenmesinin en büyük nedenlerinden birinin kalitesinin böylesine büyük oluşu. Yoksa yukarıda bahsettiğim olaylar neredeyse son bölüme kadar devam eden şeylerdi.



Diğer bir iyi yanı bromance yani kankalık ilişkisi içeriyor olması. Goblin ve Azrail'in o tatlı atışmaları sanki yeni evli çiftler gibi saçma kavgaları diziye aşırı ayrı bir tat getirdi. 😅 Fakat bu tadı almamızın yegane sebebi Gong Yoo ve Lee Dong Wook gibi muhteşem oyuncuların bir araya gelişiydi. Şahsen bu arkadaşlığın pozitif enerjisinin kamera arkasından bile çok emindim. Çünkü iki oyuncunun da nasıl kişiler olduğunu iyi biliyordum. Gong güleryüzlü, sevimli biri olduğundan, Lee Dong Wook ise ortama kolay uyum sağlayan, espritüel biri olduğundan birbirleri için üstünlük kurmaya çalışmadılar bu da sete ve dizideki karakterlere yansıdı. Goblin'in her şeyi biliyorum tavrını, Azrail'in saftrik bir şeyden habersiz hallerini izlerken benimsedik böylece. Gördüğüm kadarıyla bu ikisinin sahnesi azalınca hayranlar şikayet etmeye bile başladı. Ee ne diyelim yılın çifti belli o zaman 👀😆


Ve her dizide daha da rahatsız oluyorum, ağızlarını şapırdatarak yemek yemeleri...Kore'de sanırım bu normalmiş. Amerika'yı vs çok önemsiyorlar ya, Amerika'larının yemek adaplarını örnek alsalar bari diyorum her zaman. Bazı yemek sahnlerini atladım,dayanamıyorum gereksiz bir biçimde karaktere ve kişilere tavır alıyorum bu durumda.Çok iğrençler. Keşke yazdıklarımı okuyan Koreliler olsa, YEMEK YEME TARZINIZ ÇOK İĞRENÇ.🙎



Dizi için söylenen bazı anlamsız şeylerde gördüm. "Köşkö dizödö başröl Azraül olsöymüş?"

Cevap:Dizide tam 4 başrol bir tane yanrol var. Goblin,Goblin'in gelini, Azrail, Sunny, başroller. Yoo Duk-Hwa(Yook Sung-Jae) ise yanroldeydi.

Karakterlerden en çok kimi sevdin derseniz de, Tavukçu kız Sunny :) Yo Inna'nın tatlılığı ve şapşallığı birleşmiş böyle seveceğin türde gamsız bir kadın ortaya çıkmış :)


Yemek yemeyince aç oluyorum gibi bişi sanırım asdf

Yazımı okuduğunuz için teşekkürler ^^ Mutlaka yorumlarınızı bekliyorum 💗💚

29 Kasım 2016 Salı

Son Zamanlarda Yaptığım Çeviri Derlemeleri ~

Çeviri yapanlar bilir; çeviri yapmak kolaydır fakat şarkı çevirisi bambaşka bir dünyadır. Çevirirken kelimenin ilk anlamını kullanmak ya da motamot bir çeviri şarkıyı berbat eder. İlk çevirilerimi dinleyip izlerken ben ne yapmışım böyle, böyle mi çevirilir bu şarkı dediğim oluyor 🙈 Sonuç itibarıyla şarkı çevirisinde iyi denilebilecek kıvamda olduğumu düşünüyorum :)

Hem kendime, hem sayfalara çevirilerim oldukça fazla. Bunları eğlenerek yapıyorum. Son çevirdiğim Mad Clown şarkısı mesela. Çevirirken çok güldüm. Çünkü bir şarkıda ilk defa bir erkeğin gerçek yüzünü hatta terk eden tarafın neler hissettiğini görmüş oldum. Görmüş oldum diyorum aşk denen safsataya inanmadığım gibi henüz başıma gelmedi :) Böyle görüyoruz işte :)


Yazayım açık açık, şerefsiz kızı ağlatmış terk etmiş akşam yemeği dert olmuş ona 😂😂 Böyle de bencil erkek işte. Ayrıca komik, çünkü kesin böyle düşünenler olmuştur 😃


Bu kısımda ahh dedim çok farklı bir şarkı bu. Çünkü bir erkeğin kendini kabullenişi söz konusu. Güldüm de elden ne gelir, ben böyleyim diyor çünkü. Çokta fifi der gibi asdfg

Şarkının Çevirisi:




Ve ikinci çevirim kendi adıma yaptığım bir çeviriydi.Son zamanlarda kore dizilerinden uzaklaşmışken beni ekrana bağlayan yegane dizi: Shopping King Loui'nin OST'sini çevirdim 😇

Hatta bu tesadüf bana ilk defa Monsta X şarkısı çevirme şansı da verdi. Şarkının iki versiyonu var. Bir akustik bir de rock versiyon. Ben akustik versiyonun tiryakisi oldum. Çocukların vokali bal kaymak. Çok beğendim. Böyle gruplar daha çok göz önünde olmalı bence.



Bir sonraki çeviri videom ise en özeli: Çünkü CNBLUE'nun Euphoria albümünün incisi; Be Ok'e klip hazırladım. Hayatımda ilk kez böyle bir şey denedim. Bazı kısımlarda küçük hatalar yapsam da genelde çevremdekiler beğendiğini söyledi. Fakat çevremdekiler harici ne düşünüyor bilmiyorum. Kötü olsa derler mi bilemiyorum. Şarkıyı çevirdim, videomu yaptım, ardından zamanladım. Ardından karaokesini ekledim ^^ Böyle uzun bir süreç geçirdi anlayacağınız ^^ Umarım beğenirsiniz 🙈



BTS albüm çıkarma sürecinde her army gibi merakla takip ettim, hatta bu merak albümdeki en sevdiğim şarkılardan birine acilen video hazırlayıp çevirmeme kadar uzandı :D Fakat o sıra çok yoğundum ve yorgundum. Mumine'ye yani CNBLUE Turkey / 터키 ekibinin MaviYıldız'ına yalvar yakar aahahha şaka şaka Allah razı olsun bir dememle ben zamanlarım dedi. Onu patınom yapıp şarkıyı bir temiz çevirdim. Dinlemek isteyenlere:



BTS albümünden biraz bahsetmek gerek bence. O albüm gerçekten tüm ödülleri hak ediyordu. Kore'deki kendini hayran sanan bazı kişilerin BTS'in albümü ödül aldığı için çemkirse de, umarım bir gün çocukların albümlerinin kalitesini anlama şerefine ulaşırlar. Klip şarkısını beğenmeyip klipteki dansın tiryakisi olan ben söylüyorum bunu. Albümdeki tüm sololar ve şarkılar mükemmeldi. Dinlemenizi öneririm. ^^




Daha bir çok çevirim var ama şu an sadece birkaç tanesini yazabildim.

Kanallarım: ❤ Hyunbinaşkı Kanalı





13 Kasım 2016 Pazar

Komatta Toki Ni Wa Hoshi Ni Kike! Manga Tanıtımı

Beni tanıyanlar bilir, feci  kötü şansım vardır; özellikle manga konularında. Erkek- erkek ilişkisini cinsel içerikli işleyen Yaoi mangaları sevmem. Fakat Shounen-ai denilen cinsel içerik bulunmayan ve sadece duygulara yer veren mangaları okuyorum genelde. Anlayacağınız homofobik vs değilim sadece sınırlarım var.  Neyse konu dışına taşmadan; ne zaman yaoi mangalardan kaçsam pat karşılaşıyorum  

 Aşırı Gintama seviyorum. Mangası olduğu gerçeğini fark edince, hemen koştum okumaya tabi... Okumaya başladım ama bir gariplik var. Sonra fark ettim DJ (doujinshi)denilen manganın fan fiction halini okumaya başlamışım ben. Yani fanatik hayranlar; birbirlerine yakıştırdıkları karakterlerden hikayeler yapmışlar. Zavallı Derya'da Gintama'nın bölümü diye okumuş 

Daha geçen gün; No.6 diye bir anime buldum. Beyaz saçlı, yüzü yaralı karakter var diye başladım. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş ya; türüne de baktım; aksiyon bilimkurgu vs yazıyor; nasıl seviniyorum Tokyo Ghoul gibi bir şey izleyeceğim diye. Abi animede shounen ai var.Ama türe yazmamışlar. Bu kadar olur :) Sanki özellikle buluyor beni.Neyse izledim pek korktuğum gibi sahneler yoktu. Gerçi bir animeden şüphelenince kendime anime sever arkadaş buldum; hemen soruyorum ona. Yaoi yok de mi falan diye. Sehun Noona  Onun da blogu: Nunakuu


Aşırı uzattım yahu :) Bu benim ilk manga tanıtımım. Komatta Toki Ni Wa Hoshi Ni Kike! Türünde; komedi, dram, okul hayatı ve shounen ai tagı var. Fakat Shounen ai türü anlamayacağınız kadar az ve ölümüne kankayık tadında. Hatta Shounen ai değil shounen olmalıydı türü. Romantizm yok.

Konusuna gelince; Fujishima Takara liseye başlamıştır fakat babası hariç ailesinin geri kalanını kaybettiği için yurtta yaşamaya başlayacaktır. Babası işi gereği evden uzakta yaşadığı için yurt mükemmel bir seçenektir.Takara'nın oda arkadaşı ise Hosaka Kiyomine'dir. Kiyomine içe kapanık biriyken; Takara ise tam tersi. İlk başta bu farklılıklar yüzünden birbirlerine sinir olsalar da; sonradan ilişkileri arkadaşlığa dönecektir. Belki de daha farklı bir duyguya?


Kyomine konusu çok ilginç bence. Ailesini kaybetmesi (şiddete uğraması); üvey ablasının (anneleri aynı, babaları farklı)ona anne gibi oluşu nedeniyle; Ablası Ayako'ya aşırı düşkün.Şöyle anlatayım; diğer herkes ölebilir ama Ayako ölmesin diye düşünen biri Kyomine. Kendinden başka herkesi düşünebilen Takara'yı keşfetmek onun gibi biri için belki fazlaca büyük bir ödül.

Mangayı okuduğum süre boyunca; Takara'ya sayısız defa kızdım, çünkü Kyomine'nin onu birçok defa incitmesine karşın onu hep affetti. Ne bileyim ben yapamazdım öyle bir şeyi sanki.Mangaka sanki hikaye ilerlesin diye Takara'yı hafife alıyordu. Mesela manga'da çok üzüldüğüm bir yeri anlatayım.

Seni bencil veled, durup duruken üzüyorsun minnoş Takara'yı 


Takara'nın babası dış ülkeden oğlu için geldi fakat sınav haftası nedeniyle oğluyla pek vakit geçiremedi. Hal böyleyken, Ayako'yla karşılaşınca; hava limanına gidecek olması nedeniyle onu bırakmak istedi. Neyse giderlerken, kaza yaptılar. Çocuklar kazayı öğrendikleri anda; Kyomine, Takara'nın yakasına yapışıp; " Eğer Ayako'ya senin ya da babanın yüzünden bir şey olursa, asla affetmem seni!!" diye bağırdı. Manga boyunca; birbirlerini korumalarını, önemsemelerini, birbirileriyle dosttan öte ilgilenmelerini okuyor sıkılmıyordum. Takaraya karşı sahipleniciydi. Sanki o tek dostuymuş gibi davranıyordu, ona. Kötü davranan biri olmasın hakkından gelirdi.. Böyle bir repliği okuyunca sanki Kyomine bana ihanet etmiş gibi hissettim. Bir an dost kazığı yer gibi oldum.Yemiş olan biri olarak okurken izliyor gibi oldum hatta. Ki Takara'da terkedilmiş gibi hissetti. Sanki senin baban ölürse ölsün, Ayako'ya bir şey olmasın dedi.

Siyah Saçlı Kyomine, Sarışın Takara 

İşte bu kısımda bu duyguların daha uzun sürmesini bekledim. Fakat odun Kyomine, sanki bir şey yapmamış gibi hastanede Ayako'ya sarılıp sen iyiysen diğerleri umrumda değil demesi de üstüne tuz biber. Daha ötesi; kuzucuğum Takara'm Kyomine ve Ayako'dan eğilip özür diledi ve günlerce okula gitmeyip; hem babasını kaybetme korkusuyla cebelleşti hemde aptal Kyomine'nin onu terkedişini hazmetmeye çalıştı. 

Terkediş diyorum ama sevgili gibi değildi. Bildiğin sana çok değer verdiğini bildiğini sandığın kişinin aslında sana o kadar değer vermemesi olayı. Neyse ki; Takara'nın babası Kou-San'a bir şey olmadı. Neyse hikayenin gerisini anlatmayayım :) Ama bu kısımda çok üzüldüm. Bakaaaa Kyomine.

Merak etmeyin manga bayağı uzun. Bu anlatttığım hikaye birkaç bölümden sadece. Manga 20 ciltten oluşuyor.

Kyomine'nin ablası Ayako ve Takara'nın babası Kou-san birbirlerinden hoşlanmaya başlıyorlar; fakat sorunlu kyomine yüzünden birbirilerine itiraf edemediler. Edemediler değil de birbirlerinden  hoşlandıklarını bilmelerine rağmen sevgili olamadılar. Yine aynı kereste yüzünden. Yavrum Takara'nın derdi; kimse ölmesin, üzülmesindi hep. Ayako'yu da anlıyorum. Kou'san bir içim suydu



Kou'nun oğlu Takara'yla olan sahne çizimleri de mükemmeldi. Karısı öldükten sonra daha fazla yurt dışında çalışan, Japonya'ya yılda 2-3 kez gelen bir babanın oğluna düşkünlüğü şaşılacak derecedeydi. Öyle ki Manga'da en sevdiğim sahneler baba-oğula ait.

Oğluşuyla uyuyan bir adet Kou 

 Kou; Manga başında sanki önemsiz biri gibi gösterilmişti fakat yayınlanma sürecinde Japonya'da Kou'nun Kyomine'yi kıskanması, oğluna yakın oluşunu çekememesi çok sevilmiş. Sağ olsun kereste Kyomine'de öyle hareketler yapıyordu ki Kou'nun kalbine iniyordu çoğu kez. 


Bu sahnede; Takara merdivenlerden düşüyor ve Kyomine, Takara'yı kucağına alıyor. Ardından onu neden ondan uzak durduğunu soruyor, fakat Takara cevap vermiyor. Kyomine, cevap ver deyip kızınca  aniden Takara'nın boynunu ısırıyor  Sesi duyan hasta Kou koşuyor ama oğlunu azmanın birinin kucağında görünce sinirleniyor, yukarıda görseldeki gibi "Kahrolası velet, Takara'ya ne yapıyorsun? buraya gel ve..." o sıra Kyomine'nin peşinde kızıp çığırırkene merdivenlerden düşüyor  ve bayılıyor.

Karakter olarak Kyomine ve Takara'nın yurdu daha renkli. Kyomine'nin kuzeni Reichi yurt başkanı. Kyomine'ye paralel bir kişiliği var fakat onun aksine herkesle iyi geçinebilen biri. Ve genler sebebiyle çok yakışıklı asdf Kyomine gibi günü birlik ilişkiler yaşamıyor ama oldukça gönülçelen birisi.



1997 yılında çizilmiş bir manga olsa da; çizimleri harikaydı. Çoğu ayrıntıyı çok sevdim. Ayrıca hiçte o yıla ait çizmiyor mangaka. Okurken 1997 yılında olduğunu fark etmedim bile. Anime yapsınlar bunu; onegai onegai 

Şimdi kötü habere gelelim bu manganın Türkçe çevirisi yok. Ben ingilizceden okudum.  Evet küfür ediyorsunuz sanki duyuyorum :) Etmeyin 

Kendimce tanıtım yaptım  eğer mangayı okumak isteyen olursa: TIK TIK

Ben hiç shounen ai okumadım ama diyenlere ısrarla diyorum ki; bu shounen ai olamayacak kadar Shounen bir manga. Shounen ne demek; aksiyon ve macera temalı, direkt erkeklere yönelik olduğu söylenen anime veya manga.Şahsen ben erkeklerin kankalık ilişkilerine bayılan bir tip olduğumdan shounen anime ve manga takip ediyorum. Ayrıca bu mangada diğerlerine göre fazlaca kız karakterler var. Örneğin; Takara'nın en iyi arkadaşlarının ikisi de kız. Ve Takara'yı aslan, kaplan gibi koruyup gözetliyorlar. Annesinin olmaması nedeniyle sanırım.  Bu bakımdan okurken eminim rahatsız olmayacaksınız.
Okuduğunuz için teşekkür ederim 

2 Ekim 2016 Pazar

Train To Busan: Bir Kore Zombi Filmi



Ahhh ahh.. uzun zaman sonra ilk yazım bu. Çok beğendiğim bir filmi anlatacak olmak ise bayağı eğlenceli. Başlıkta da belirttiğim gibi; Train to Busan filmi,bir zombi filmi fakat koreli bir yapım. Hemen hemen herkeste olduğu gibi bende ön yargıyla, abidik gubidik efektlerle bağırsaktı, gırtlaktı bacaktı koldu falan.. beyaz tenli çekik kardeşlerimizin birbirlerini yiyişini izleyeceğim diye düşündüm ilkte.Pekte öyle olmadı. Mükemmel değilde, harika bir filmdi.

Konusu: Güney Kore'de yayılmaya başlayan zombi virüsü sırasında,birkaç yolcunun hayatta kalmak için güvenli bölge olan Busan'a trenle ulaşmaya çalışmaları hakkında bir film. Daha fazlası size spoiler olur :p

Bittiğinde kendi kendime diğer zombi filmlerinden ne farkı vardı dedim: yoktu. zombiler yine  aynı; keza konu ve klişeler aynıydı. Yani sese yoğunlaşan zombiler, kurtulmaya çalışan en az bir çift liseli ergen, kurtulmuş kalabalığı kışkırtan sadece kendini düşünen benciller vs...



Başrol oyunculardan biri Gong Yoo. Kore'de oyuncu kesiminde 79 line insanı öldürür bitirir bulutlara sürükler. :) Gong harika bir oyuncu, izlerken size Gong yoo'yu değil karakteri izlettiriyor.Busanlı delikanlı Gong yoo bu filmde Busan'a yolculuk etse de, Coffee Prince izleyen her Türk genç kızı onu tanır. Ya da yeni nesil belki Big izlemiştir dizilerinden. Gong filmde Seok Woo isimli işkolik, ihmalkar, kızına hiç ilgi göstermemiş ve eski eşiyle sorunları olan bir babayı canlandırıyor. Hatta izlerken yuh artık deyip bazı noktalarda karaktere kızacaksınız.Karakteri sadece kendini düşünen biri çünkü.Gong hayranlarına gelince çok sadıklar, öyle ki hayatında zombi filmi izlememiş bireyler bu filmi izlemiş ve korkmuşlar. Yorumlarda epeyce gülmüştüm. İlk korku tecrübelerini Gong'la atlatmışlar neyse ki :)

Diğer karakterlerden biri de; Gong Yoo'nun kızını canlandıran Kim Su-an.Karakterin ismi Soo an. Soo an karakteri ailesinin durumunu fark edip, iyiymiş gibi davranmaya çalışan minik bir kızı anlatıyor.Babasının telafi çabaları ve trende arada kaldıkları zombi virüsü salgını arasında gelgitler yaşarlar. Ki kızımız çok başarılı. Geleceğin Kim sae ron'u(The Man From Nowhere, Hi school love on!) olabilir.



Diğer oyuncular ise şöyle:

Jung Yoo Mi: Birçok filmden onu hatıralayabilirsiniz.Discovery of Love dizisinden özellikle. Filmde ise hamile bir kadını canlandırıyor. Hamile olsa da oldukça güçlü bir kadın karakter. Belki de her zombi filmine böylesi lazımdır. (Böyle yazan kişide Resident evil izlemekten bitap düşmüş biri; Koskoca Alice bacımız varkene elin Korelisine cıks cıks asdf)

Ma Dong-seok(Don Lee): Onu nasıl tarif etsem bilmiyorum filmin hem kahramanı hem yıldızı.Mükemmel bir oyuncu bence.Sert, kaba ama içten pamuk gibi şefkat abidesi çiçeği burnunda bir babayı canlandırıyor.Küçük bir de not: kendisi karma dövüs sanatları eğitmeni.Mark Coleman ve Kevin Randleman'ın (Ünlü boksörler)özel antrenönerleriydi bir zamanlar.Sonraları oyunculuğa geçiş yapmış.Hatta eskiden Gong yoo'nunda antrenörüymüş.

Ve gelelim Liseli klişe tiplere: Böyle diyorum çünkü Amerikan tarzı korku filmlerinde(zombi olması gerekmiyor) en az bir liseli çift, en az bir sünepe tip, en az bir sessiz ama akıllı tip, en az da kötü bencil biri bulunur. Bu filmde de aynı klişeye dayanmışlar tabii ki büyük bir farkla.

Liseli öğrenciler ise: Choi Woo-Sik ve  Ahn So-Hee. Soo hee'nin oyunculuğunu pek beğenmedim. Woosik ise sanki pek aktif değildi. Yani liseli itemi bu filmde benim açımdan pek bir sönük kaldı.

Fakat filmin çok çekici artı yönleri de var; işte onlar sizi çekip izleyeceksin ulen dedirttiriyor ve filmi harika kılıyor.


1.İlk olarak film ne kadar korku ve gerilim filmi gibi görünse de; dram yönü çok ağırdı. Öyle abes bir dramda değildi. Bazı filmlerde (özellikle korku filmlerinde) her karakterin kısa da olsa  hayatı mercek altına alınır. Ölen giden karakterlere, acıyıp ya da sövme payı bıraktılırdı. Bu filmde ise başrol karakterler hakkında daha çok bilgi sahibi olabiliyoruz.Bu da sizin birden çok kişiyle bağ kurmanızı engelliyor. Bu bir artı. Başrolün nasıl hissettiğini ne yapacağını tahmin etmeye çalışıyorsunuz.

2.Karakterlerin anlık tepkileri için "insanoğlu ya çiğ süt emmiş be" diye hayıflanıp bende öyle yapar mıydım diye düşünüyor insan; gerçi samsun'u zombiler bassa benim annem ona saldıran zombiye ilk halılara basma der. Yani biz Türk'üz; bize çiğ et aşkı işlemez; kebap olarak sunsalar hadi neyse 😜😜 Şaka şaka zombi diye bir şey yoktur. Ama bu itemi, film virüs açısından değil de virüsden nemalanan şirketler ve kar ortakları insanlar açısından değerlendirmiş. Yani işin görünmeyen kısmını anlatmış diye düşünüyorum.Bunun parçası olduğunu öğrenen insanların tepkilerini görmekte çok hoştu.

3.Trende çok farklı karakterler vardı elbet. En ilginci trendeki evsiz yolcuydu. Hep şüphelendim keratadan 😂 filmin yıldızı ise eşi hamile olan yolcu. Saykoluğu, laf sokmaları çok iyiydi.



4.Ve filmin asıl noktası: bence olası bir felakette insanların nasıl bencilleşip, herkesin kendi çıkarı için yapmayacağı şey olmadığını anlatıyordu her saniyesinde.

5. Bonus: filmde yolcu olarak, W dizisinden webtoon çizeri, Yeon-Joo'nun babası Oh Sung-Moo'da var. Fakat karakterin içeriğini yazmıyorum merak edin :))

6. Zombiler insanlara saldıracağına onlara iftar çadırı gibi çadır kurulsa diye hep düşünsem de izlemeyi çok seviyorum 😏😁 Sizlerde seviyorsanız bu filme bir şans verin bence.

Fragmanı için:

İzlemek için: Train to Busan


Teşekkürler okuduğunuz için ^^